Kategori: Masaüstü Yayıncılık

post thumbnail

Renk Yönetimi

Renk Yönetimi

Renk Yönetimi

Muhtemelen pek çok insan dijital fotoğraf makinesi, renkli tarayıcı veya bu türden cihazlarla Adobe Photoshop üzerinden yakaladıkları görüntülerde ve bunların sayfa yapım yazılımlarıyla (page layout software) alınan çıktılarında beklentilerinden farklı tonlama veya gölgelendirmelerle karşılaştıklarında hayal kırıklığına uğramışlardır. Bu durum her bir dijital fotoğraf makinasının, tarayıcının, monitorun ve yazıcının üretebileceği renk aralığı farkından kaynaklanmaktadır.

Renk yönetimi sistemi bu tür problemleri çözmek için geliştirilmiştir. Önceki renk yönetim sistemleri bize beklenilen sonuçları vermemiştir ve büyük oranda çok zamanda düşük verimle sonuçlanması nedeniyle çoğu insanda düş kırıklığına neden olmuştur.  Bunların nedeni çoğu durumlarda renk yönetim sisteminin akıllıca kullanılmamış olabileceği gibi, renk karşılaştırma mekanizmasının yanlış anlaşılmalar nedeniyle hatalı kurulmuş olması gibi olasılıklar da vardır.  Yinede, güçlü renk yönetimi ortamı en son Apple ColorSync ile veya bunun tam-ölçülü renk yönetimini destekleyen Adobe Photoshop ile kombinasyonuyla sağlanır.

Ayrıca, InDesign ve QuarkXpress renk yönetimi mekanizmasını son baskıda bile çok güçlü yapabilmektedir. Bunlar uygun renk karşılaştırması için doğru ortamı daha önce sağlamışlardır.  Kullanım kolaylığı olan Gretag Macbeth şirketi tarafından yapılan Eye-One gibi  yüksek hassasiyetteki (doğruluktaki) colorimetre (renk ölçer) ve kalibrasyon kapasitesine sahip ColorEdge gibi LCD monitorlar’da donanım olarak ortaya çıkmıştır.

Dijital ortamlar tamamlandıkça, kullanıcılara bağlı çalışmalar artmaktadır.  Gerekli gözlem ve kontrol altında dikkatli bir şekilde giden, çıktıya doğru renkli veri hareketi sağlandıktan sonra, kullanıcılar sadece beklenen sonucu gerçekleştirmektedir (renk yönetimi).  Renk yönetimini böylece açıkladıktan sonra, gelin önemli noktaları ve şu anki çalışma akışındaki renk yönetiminin amacını özetleyelim.

Renk Yönetimi ve Çalışma Akışı

Renk yönetiminin amacını ve baskı çalışma akışı değişiminin etkisini ele alalım.

DTP kurulumu nedeniyle baskı işleminin değişimi, Renk yönetiminin hayati rolü!

Baskı çalışma akışındaki renk yönetiminin amacını ele almak için, DTP (Desk Top Publishing – Masa Üstü Yayını) kurulumundan dolayı baskı işleminin nasıl değiştiğini ele alalım. Bu günlerde, baskı çalışma akışı hemen hemen tamamıyla dijitalleşmiştir.

Baskı çalışma akışının dijitalleşmesinden dolayı, işlemin simplifikasyonu daha önce kullanılana oranla daha da gelişmiştir. Müşteriler ve tasarımcılar baskı verisiyle daha çabuk temasa geçmekteler. Bu durumlarda, eğer renkli DTP işleminde son baskının kalitesi bahsedilen işlemle çok iyi olmuşsa, daha verimli çalışma akışı yapılabilir ve hatta baskı maliyetide daha aşağı düşürülebilir.

Şu anki şartlarda, renkli verinin son çıktısı ön baskı baskı aşamalarında onaylanmazsa veya çalışma akışında garanti altına alınamazsa, müşterilerle ile tasarımcılar arasında bir uzlaşma (gerçeğiyle beklenilen renklendirme arasındaki farkı kabul etme) veya baskıdaki renk provalarında plate-maker (plaka yapımcı) ve yazıcılar tarafından ince ayarlar (artwork’ları değiştirme, mürekkep ayarlarını değiştirme vs) yapma sağlanabilir. Bu problemlerle karşılaşıldığında en son olarak, genellikle renk örnekleriyle orijinaller artwork’lara gönderilir.

Renk yönetim sistemi; renkleri kontrol etmek ve birleştirmek için  ve baskı hazırlamadaki ilk aşamalardan itibaren farklı durumları asimile etmek  (çeşitli çevrelerdeki, müşteri cihazlarındaki, tasarımcılardaki, plaka-yapım ve baskıdaki farkları) ve her zaman aynı dijital renk veri ortamını içindir. Bu nedenle, sadece renk yönetim sistemi tam olarak çalıştıktan sonra, simplifikasyondan ve renkli DTP’deki baskı işleminden yüksek verim elde edebiliriz.  Önemli olan nokta yazıyı dijital hale getirmek ve bilgiyi layout yapmaktır fakat aynı aynı zamanda  dijital hale getirilen renkten asıl baskıda beklenilen sonucu almaktır.

Renk yönetim kurulumu DDCP, CTP ve on-demand baskısı için zorunludur!

Renk yönetimi son zamanlarda popüler olan DDCP (Direct Digital Color Proofer) (Doğrudan Dijital Renk  Proofer) veya CTP (Computer to Plate) (Bilgisayardan plakaya) ile çok yakından bağlantılıdır. CTP ilk analok film çıktısı olmadan doğrudan dijitasyon (dijital hale getirme) için kullanılır.

Dijital renk Proofer olarak son zamanlarda popüler olan DDCP renkli provaları dijitize etmek için kullanılır. Önceleri renkli provalar filmden flatbed proofing press olarak yapılırdı, fakat şimdiki eğilim dijital veriden doğrudan renkli prova çıktıları alarak simplifikasyon ve yüksek verimli baskı işlemi şeklindedir (herhangi bir film ya da flatbed proofing press olmadan). Bu günlerde daha çok,  göreceli olarak daha kalıcı çıktı sağlayan inkjet yazıcılar renk yönetimiyle renkli provalar için kullanılmaktadır.

CTP (Bilgisayardan Plakaya), bilgisayardan aldığı renkli DTP verisini doğrudan alüminyum plakalara tutarak plakalar hazırlayan cihazdır. Bu cihaz filmle önceki plaka işlemini silebilmekteydi. Böylece film ile aynı tonlarda  (halftone) çoğaltım yapabiliyordu. Renkli provalar ve plaka denetim işlemi göz önüne alındığında,  plakaların sapmasının (diversion) mümkün olmadığı söylenebilir. Çünkü PS plakaların oleophilicity ve hidrofil özeliği oluşturulan plakadan flatbed proofing press yapımından sonra değişir. Bununla birlikte, eğer renkli provalar ve plaka incelemesi renkli DTP verisiyle yapılabilirse, bu işlemler silinebilir ve son çıktı kalitesi garanti edilebilir.  Bu da çalışma akışının simplifikasyonunda ve işlemden yüksek verim elde edilmesinde bir aşamadır.

Bu nedenle, renk yönetim sisteminin tam-ölçülü kurulumu CTP için zorunludur.

Baskı çalışma akışında renk yönetimi nedir ?

Baskı çalışma akışında renk yönetiminin amacı her ne zaman, herhangi bir yerde renkli veri  hemen hemen aynı gözlendiğinde, işlenmesi, hazırlanması ve düzeltilmesidir. Bunun için tüm çalışma akışında tam bir renk yönetim ortamının kurulumu gereklidir. ColorEdge temel olan ortam oluşumuna kesinlikle katkıda bulunur.

Şu anda,  renk yönetimi uygulaması için ortamın hazırlanması tasarımcılar tarafından bile kolayca yapılabilmektedir.  Diğer yandan, baskı iş dünyasında JAPON rengi gibi standart hazırlanır. Reklam ve gazete baskısı gibi iş dünyalarınında kendilerine göre çeşitli standardizasyonları vardır. Bununla beraber reomte proofing ortamıda hazırlanabilir. Şu anda baskı şirketlerinin çoğu OS X ve Açık Tipte hazırlanan embedded profil’li artwork’ları kabul edememektedir.

Gelecekte yapılacak işlerden biri; geliştirilmiş OS, kullanımı kolay yazılım, uygun font ve yüksek fonksiyonlu donanım  kullanarak şu ankinden bir adım ileri çalışma akışı oluşturmaktır.

Renk Yönetim Mekanizması

Şimdi de girişten çıkışa kadar renkli veri akışı boyunca renk yönetim sistemi (CMS) mekanizmasının açıklamasına bakalım. Renk yönetimi; her bir üretilen renk performansındaki farklılığı tanımlayan bir profil ile renk karşılaştırma fonksiyonudur. Renk yönetim sistemini oluşturma her bir cihazın çok hassas profilini elde etmeyi gerektirir.

Artwork girdisi : renkli tarayıcı ile fotografik Artwork’lardan  veri elde etme olayı veya dijital fotoğraf makinesinden renkli veri alma.

Profil her bir donanım üreticisinden sağlanır, veya Eye-one gibi kalibrasyon aleti ile yapılır.

Veri alımı : Telif hakkı olmayan ücretsiz resim, internet, dış kaynak veya diğerlerinden renkli resimler alma olayı.

Cihazın veya renkli imajın yapıldığı ortamın karşılaştırmalı belirsizliğinden dolayı bir profil elde etmek bazan zor olabilir.

Veri yapımı : Adobe illustrator gibi bir uygulamayla veri yapım olayı.

Uygulamanın renk ayarına dayanır. Hangi renkten yapıldığı ve kullanımdaki monitorun profili gereklidir.

Monitor çıktısı : renkli monitor ile imajların gösterimi olayı.

Profil her bir monitor üreticisi tarafından dağıtılır, veya ColorNavigator gibi bir kalibrasyon cihazı ile yapılır.

Çıktı alma : renkli yazıcı veya imaj oluşturucu ile renkli imajlar çıktısı olayı.

Renkli yazıcı profili genellikle yazıcı üreticilerinden sağlanır. İmaj oluşturucu (setter) ise servis bürosu veya baskı şirketinden sağlanır. Ayrıa profil kalibrasyon aleti ilede yapılır.

Renk yönetimi sisteminde, girilen imaj  tek uygulama yönünden her bir profil ile normal renk değerlerine (L*a*b*) dönüştürülür (önceki sayfada figürdeki mor alan, yani Adobe Photoshop veya benzeri). Bir imajın çıktısında, her bir çıktı cihazında (monitor için RGB, renkli yazıcı için RGB veya CMYK) çıktı profili ile çıktı verisine dönüştürülür

Yazıcı sürücüsünün renk karşılaştırma fonksiyonunun kullanımında (beige), veya Adobe Photoshop ile işlenmiş bir imajın baskıya gönderilişinde  ve diğer böyle uygulamalarda, imaj verisi her bir çıktı cihazında çıktı profili ile baskıya veya yazıcıya gönderilecek şekilde çıktı verisine dönüştürülür.

Daha sonra, renk yönetim sisteminin prensipleri aşağıdaki şekilde gösterildiği gibi tipik ekspresyonda gösterilir.

Renk yönetim sistemi; renk karşılaştırma modülünü (CMM) ayarlayan uygulama ara yüzlü sistem ve uygulamalı renk karşılaştırma modülünün karşılıklı iletişimi için kullanılan bir sistemdir. Renk karşılaştırma modülü belirli bir renkteki farkları orijinal cihaz profilinden ve karakteristik tanımlı hedef cihazdan  renk-karşılaştırma tablosu yaparak ayarlayan sistemdir.

Renk yönetimi kurulumunda dikkat edilecek noktalar

Renk yönetiminin başarısı öncelikle onun tam olarak çalışmasından ve kontrolünden kaynaklanır. “Renklere bakma” da epey fazla sayıda faktör önemlidir,  font yada resim gibi bir “şekil” e bakmaktan farklıdır.  Örneğin, sizde buna benzer bir tecrübe yaşamışsınızdır;  butikten rengi hoşunuza giderek aldığınız bir elbise, evinize geldiğinizde butikte gördüğünüz renk tonundan tamamen farklı renk tonuyla karşılaşırsınız. Bunun nedeni renklere bakılan butik ortamıyla ev ortamının (ortamın ışıklandırılması) birbirinden farklı olmasıdır. Eğer aynı şey müşteriler, tasarımcılar, plaka-yapımcıları ve yazıcılar arasında olsaydı, her birinde meydana gelecek olan renk empresyonu farkı nedeniyle “renk provaları” defalarca tekrarlanacaktı. Bu durumda tüm renk yönetiminin uygulanabilir seviyede olmadığı söylenecekti.

Renk yönetimi kurulumuyla ilgili dikkat edilmesi gereken noktalarda vardır. Bunların önemli olanları burada açıklanacaktır.

Renklere bakma ortamının hazırlanması

Renk yönetim sistemi kurulumunda en önemli faktör renklere bakma ortamıdır.  Renklere bakma ortamında, iki önemli faktör grubu vardır (seçme, gözleme, iç mekan ışığı ve monitor şartlarını ayarlama)

İç mekan ışığına dikkat etme

Renk yönetim sistemi kurulumunda ilk adım ışıktır.  Artwork’lar, monitor görüntü sonuçları ve baskı sonuçlarında renklere kesin olarak bakmada iç mekan ışığı önemlidir. Kapalı ortama da bir miktar dikkat edilmelidir (yani, çalışma akışının tamamı son kalite onayı alınana kadar aynı yerde yapılmalıdır). Renklere bakmada birleştirilmiş bir ortam  (ideal ortam) hazırlama  bize bölünmüş çalışmaların (müşteri, tasarımcı,  plaka-yapımcı ve yazıcı ile farklı zaman ve yarlarda yapılan çalışma) renk tonlarının aynı empresyonuna sahip olmayı sağlar ve DTP ile renkli veri değişimini çok uzaklardan bile yapılmasını sağlar.

İdeal iç mekan ışık ortamı bir çok renk standartlarının olduğu ortamdır. İdeal ortam renklere güneş ışığında bakmaktır.  Bununla beraber,  güneş ışığında; hava durumu, zaman dilimi, yön, mevsim ve mevki’deki değişiklikler önemlidir.  Bu nedenle,  normal ışık ortamı endüstriyel standartlarla sağlanır.  Işık şartlarının “D50”  olması baskı için en uygundur. Bu  nedenle ortamı “D50” ışık kaynağı şartlarına mümkün olduğunca yaklaştırmak önemlidir. Bu maçla, aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir.

Işıtma için ışık kaynağı seçme

Bakmak için (fotografik artwork’a  veya bir baskı sonucuna) kullanacağınız odanın içini “D50” ışık kaynağı olarak “renk değerlendirme floresan lambası” olarak adlandırılan floresan lambayla aydınlatın. Çeşitli tiplerde üretilen  aynı standartlarda renk değerlendirme floresan lambaları vardır. Örneğin, “renk değerlendirme N-EDI. Renk rendering indeksi AAA” floresan lambası oldukça iyidir.

Özel bir yapımcı tarafından sadece artwork’ları ( fotografik artwork’ları veya baskı sonuçlarını) ışıklandırmak için  bir cihaz satışa sunulmuştur. “color viever” (Renk göstericisi) olarak adlandırılan ve son zamanlarda birkaç yüz Euro civarında satılan bu cihazında kurulumu göz önünde bulundurulabilir.

İç mekan ışığının parlaklığına dikkat etme

İç mekan ışığı hazırlandığında, “D50” ışık kaynağı sadece artwork’lara ( fotografik artwork’lar veya baskı sonuçlarına) odaklanmalı ve çevresi  “karanlık oda” şartlarına getirilmelidir.  Bunun nedeni,  karanlık odada çevreden yansıyabilecek ışığın  tamamen kesilmesidir. Bununla birlikte, karanlık odada çalışma zor olduğundan, iç mekan ışığı mümkün olduğunca karanlık hale getirilmelidir.  Örneğin, bir kaç tane floresan lamba kurulmuşsa, bunların sayısını azaltma iyi bir yol olabilir.  Eğer mümkün olursa floresan lambayı louver ile birlikte ayarlama monitordaki  yansımayı azaltacaktır.

İç mekan mobilyası, duvarlar ve çalışanların elbiselerine dikkat etme

İç mekan ışığı parlaklıkta ayarlanmasına rağmen, eğer çevrede ışığı kuvvetli şekilde yansıtan mobilya veya duvarlar (parlak renklerdeki) varsa, veya pencereden ışık geliyorsa, bu ışıklar bakmayı düşündüğünüz renkle karışacaktır ve rengin gerçek tonunu gözlemeyi imkansızlaştıracaktır. Bu tür durumlarda, mobilya koyu renkle kapatılabilir ve gelen ışığı kesmek için perde çekilebilir. Dahası, renklere bakan kişinin elbiselerinin rengide etkili olabilir.  Örneğin, kızıllaşan monitordaki bir ışık gözlemleyicinin elbiselerine yansır  ve tekrar monitora döner. Buda bazen renkte önemli değişikliklere neden olur. Eğer hassaslık sizin için önemliyse,  elbiselerin rengine bile dikkat etmelisiniz. Bu kadar sıkılık içinde çalışmak, gerekli olsun yada olmasın çoğu zaman sıkıcıdır, bu nedenle duruma göre hareket edilmelidir.

Işıma Şartlarının uygun olup olmadığını nasıl kontrol edeceğiz?

“D50” yerine floresan lamba kullandıktan sonra, ortamın uygun olup olmadığı kontrol edilmelidir. Bu amaçla, monitor yüzeyi üzerindeki renk sıcaklığını ölçmek için bir yol vardır veya artwork’a bakılacak olan yerde  profesyonel fotoğrafçıların kullandığı ve pahalı olan “color temperature meter”  (renk sıcaklığı ölçen cihaz) kullanılmalıdır. “D50” ortamı için 4900 ile 5100 K aralığı iyidir. Bununla birlikte eğer pahalı olan “color temperature meter”  alınamıyorsa, DTP cihazları üreticileri, büyük fotoğrafçılık materyalleri satıcıları veya tasarımcı materyalleri satıcıları  vb tarafından sunulan ve kullanımı kolay olan “ışık kaynağı renk rendering özellikleri kartı”  kullanılabilir. Bu kart renk sıcaklıklarının her bir standart numarası için yapılmıştır. Örneğin, GATF tarafından üretilen RHEM ışık indikatörü standart içindeki birbirini takip eden renk yamalarını eşit olarak gösterir, birbirini takip eden yamalardaki renk tonu değişiklikleri standart dışıdır.

Monitör Seçimi

Monitor seçimi

Renk yönetim sisteminde monitor önemli bir cihazdır. Son baskıya kadar monitor tarafından gösterilen renk tonları  ideal olarak muhafaza edilmelidir. Bununla birlikte, en uygun monitoru seçme, monitorun gözlenme ortamı ve ayarı, monitorda  görünüm ve renkleri hassa olarak gözleme için çok önemlidir. Renk yönetimi sistemi kurulumunda, hassas monitor ayarı renk yönetimi fonksiyondan bile daha önemlidir desek abartmış olmayız.

Monitor seçimi şartları

Monitor cihazı seçim zamanlarında, gösterilebilen renk sayısı (16.777 bin renk) ve bunların stabilitesi önemli noktalardır. Son zamanlarda popüler olan LCD monitorlar, ColorEdge gibi son kalibrasyonlu monitorlar renk yönetiminde kullanılmak üzere tavsiye edilmektedir.

Az önce bahsedilen LCD monitor  tam gama eğri ölçümünde  düzgün bir eğri oluşturmaz ve renklerde kısmi atlama gösterir, fakat ColorEdge 10 bit işlemli iç renk sinyaliyle CRT monitora en akın performansa sahiptir. Dahada ötesi, LCD panellerindeki olabilecek farklılıklara karşı her biri fabrikada  cihazlarla ayrı ayrı ölçülüp, ayarlandığını gösteren sertifika kağıdı ile satışa sunulmuştur.

Renk yönetiminde en uygun monitor  için yaklaşık 5 bin Euro ile birde kalibratör  gereklidir.  Fakat bunun yerine yaklaşık yarı fiyatına Eye-One (kalibratör) içeren ColorNavigator ile ColorEdge size en iyi monitor ortamını sağlar.

Monitor gözleme ortamı

Monitor hazır olduktan sonra şimdide gelin monitor gözleme ortamını hazırlayalım. Monitorun cam yüzeyindeki iç mekan ışığı karışımı kontrastta önemli değişikliklere neden olur. Eğer karanlık oda şartları  yoksa, iç mekan ışığından korunabilmek için  “shading hood” kullanımını tavsiye ederiz. Bu nesne piyasada vardır. Ama ışığı az yansıtan siyah bir tahtayla kendinizde yapabilirsiniz. Bunu kendiniz yaparken, önden arkaya 30 cm olmasına ve renkli veri kullanımı dışında kolayca çıkarılabilir olmasına  dikkat ediniz. Bu fikirler üzerinde düşünmeye değer. ColorEdge size katı ve metalik olan  harici başlığı opsiyon olarak sunmaktadır.

Monitor ayarı

Son olarak, monitor üzerinde renklerin tam olarak görünümü için ayarlama, yada diğer bir ifadeyle kalibrasyon gereklidir. Monitor kalibrasyonu 3 ana yolla yapılabilir. Birincisi; kalibratör denilen bir donamım ve haricen yazılımı kullanılarak. Bu yolla en uygun ayarlamalar ve kontrol yapılabilmektedir, fakat bunun için birkaç bin Euro’nun üzerinde maliyeti olan mekanik cihaz ve  materyal gereklidir. Diğer yol ise Adobe Photoshop ile Apple ColorSync veya monitor ayar yazılımı (Adobe gamma) kullanmaktır. Eğer baskılar ve dijital veriler eldeyse,  Adobe gamma monitor üzerinde görünen görüntüde oldukça hassas renk ayarlaması  yapmanızı sağlar(Not : Adobe gamma OS X’te kullanılmaz.).Bu yol göreli olarak kolaydır. Bununla basit profilde yapabilirsiniz.

Üçüncü yol ise monitor içerisindeki ayarlama fonksiyonlarını kullanmaktır. Bu yolla çok hassas monitor ayarları yapabilirsiniz fakat profil yapamazsınız.

Ortamın bu şekilde a hazırlanması hassas renk yönetiminin gerçekleştirilmesinde çok önemlidir. Renk verisini, yani renk bilgisini değiştirirken, eğer ortam bazı yerlerde tam değilse, imaj verisini alma çabası doğru şekilde onaylanmayabilir. Şu anda, daha az yatırımla ve daha basit yolla belirli bir seviyede çalışan Eye-One’lı ColorEdge kullanımı size tavsiye edilir.

Profil mak için fotografik tablonun doğal  bozunumu (degradation) dikkat etme

Profilin kalitesi renk yönetiminin kalitesini belirler.  En önemli nokta mevcut cihazın karakteristikleriyle profilde tanımlanan karakteristiklerin tam olarak olarak karşılık gelmesidir. Bununla beraber, her bir cihazın  ve materyallerin karakteristikleri her zaman şartların ayarlarına ve geçen zaman göre değişir. Profillerin değişimleri sağlayacak şekilde güncellenmesi ve çalışması önemlidir. Renkli tarayıcı profilinin kontrolüne dikkat edilmesini gerektirir. Özellikle renkli tarayıcı için,  profil yapımından kalibrasyon için olan örneğin IT8 fotografik tablo kullanılır. Zaman geçtikçe cihaz değişirken, fotografik tabloda depolama durumuna göre (sıcaklık, nem ve depolama alanın çevresindeki ışık miktarı) bozunmalar oluşur. Bozunma fotografik tablonun kendisinin rengiyle renki tanımlayan ölçüm versi arasında farklılıklara neden olur. Bunun sonucunda da tam bir ölçüm yapmak imkansız olur. Ayrıca eğer zamanla renkli tarayıcının kendisinde de değişiklikler olursa, profilin hassaslığı büyük oranda azalır.

Görüldüğü gibi, kalibrasyon için fotografik tablo gibi ek cihaz gerekirse, cihazın zamanla değişeceğine dikkat edilmelidir. Bu nedenle yeni tabloların ve karşılaştırma verilerinin set olarak düzenli olarak satın alınması ve profillerin düzenli olarak güncellenmesi tavsiye edilir.

Monitor profillerini düzenli olarak güncelleme

Monitor, şartların ayarlanmasına bağlı olarak ve zamanla değişen özelliklere sahip olan bir cihazdır. Renk yönetimi ortamında monitor profili en önemli veridir.   Profiller ortam şartları her nezaman değişirse, güncellenmelidir. Profillerin ayda bir güncellenmesi uygundur. Ayrıca,  eğer monitorun kontrastı veya parlaklığının ayarı değiştirilirse, profilinde güncellenmesi unutulmamalıdır.

Monitor profilleri  her zaman için monitor açıldıktan 30 dakika sonra yapılmalıdır. Çünkü monitorun karakteristikleri açıldıktan hemen sonra istikrarsızdır. Aksi halde, profile hassas kompozisyon yazılamayabilir.

Renkli yazıcı için kağıt veya mürekkebi değiştirirken profilide değiştirin

Eğer renk yönetimi hazırlanmış ve hassas şartlarda (renkli yazıcının hasas profilinin elde edildiği şartlar) muhafaza ediliyorsa, pahalı olmayan bir renkli yazıcı  (renkli inkjet veya benzeri) ile basit renkli provalar almak mümkündür.  Bununla birlikte, dikkat edilmesi gereken bir nokta var ki, eğer mürekkep seti yapımcı tarafından belirlenmemiş  bir diğeriyle değiştirilmişse veya kağıt değiştirilmişse, profil kompozisyonu ile çıktı sonuu arasında bir boşluk kaçınılmaz olur. Lütfen kullanılan kağıt ve mürekkep için uygun profili hazırlamayı unutmayın.

Baskı profili hakkında plaka-yapımcısı ve yazıcı ile uzlaşma

Eğer son baskı makinesinin karekteristikleri, fotografik baskı kağıt çıktısı ve film çıktısı profil olarak elde edilebiliyorsa ve bu profil imaj yakalama aşamalarında ve layout yapımında kullanılabiliyorsa, renk tonunun onaylanması erken aşamada mümkündür. Bununla birlikte, hazırlayanlar çıktı ihazının karakteristiklerini son aşamada profil olarak elde etmeyi umuyorlarsa, bu profilleri kendi kendilerine Eye-One gibi cihaz ve materyalle yapabilirler. Eğer yapamıyorlarsa,  bir plaka-yapımcıya veya baskı şirketine yaptırmaları tavsiye edilir. Plaka-yapımcı veya baskı şirketi  her zaman artwork verilerini ve kullanılan profili (bir tarayıcı veya bir yazıcı ve bir imaj oluşturucu) almalıdır. Böylece CMYK verisinin yarıton çoğaltımını, zamandan tasarruf için son veri olarak mürekkep karakteristiğini ve renkli prova çalışmasını sürdürebilirler. Sadece bu akıştan sonr, renk yönetimi son baskı aşamasında kullanılabilir.

Bununla beraber, oluşturucunun son  bitişin kalite garantisini vermesinde, veya bir plaka-yapımcısının  ve bir yzıcının son bitişi her defasında kontrolünde  hala zorluklar vardır. Bu nedenle, en iyi öneri; profil ve renkli veri bilgisi değişikliği  sürekli uzlaşı içinde olmalıdır.

Sağlık ve Güvenlik

LCD monitorlar elektromanyetik dalgalar yaymazlar. Bu nedenle, sağlık açısından uzun zamanlı tasarım işleri için mükemmeldirler. ColorEdge fazladan olarak gereksiz olarak yansıyan ışığı kesen harici başlık opsiyonuna sahiptir. Ayrıca, baskı tasarım odasında eğer  5000k floresan lamba, sırtınızı düzgün şekilde destekleyen ofis sandalyesi, ayaklık vs hazırlanabilirse, sağlıkla ilgili kaygılarınız karşılanmış olur.

 

post thumbnail

Ev yapımı Light Box

EV YAPIMI LIGHT BOX

Genellikle still-life tarzı ya da close-up fotoğraflar çekmekten hoşlanıyorsanız. Light box kullanmak çok daha iyi sonuçlar verecektir. Fakat Light boxlar pahalı olduğu için, evinizde sizin de kolaylıkla hazırlayabileceğiniz bir light box yapabilirsiniz. Light box ile ışığın daha yumuşak ve dengeli bir biçimde objeye/objelere çarpmasını sağlayabilirsiniz. Ayrıca obje/objeler için çok farklı fonlar da yaratabilirsiniz. Sanırım aşağıdaki fotoğraf, ev yapımı light box için çok daha açıklayıcı bir örnek olacak.

Ev Yapımı Light Box

DİYAFRAM VE ENSTANTANE
Diyafram ayarı objektif içerisindeki diyaframın veya iris’in hangi dereceye kadar açık kalacağının belirlenmesidir. Objektifler en fazla düzeyde ışık toplayabailmek için dizayn edilmişlerdir. Diyafram gözümüzdeki iris gibidir; güçlü ya da parlak ışık altında kısılır, az ışık altında ise genişler. Objektif içinden gelen ışığın bir kısmının engellemek için diyafram kapatılabilir veya durdurulabilir. Diyafram ayarı ile aynı zamanda bir portre veya macro fotoğraflardaki alan derinliğini de değiştirebiliriz.

Ev yapımı Light Box

Macro’larda Alan Derinliği ve Diyafram Ayarı
MODE: M-Manuel Mode Alan derinliği macro’larda çok büyük önem taşımaktadır. Bir objeyi macro olarak fotoğrafını çekeceğimiz zaman zoom ayarlarını yaptıktan sonra sadece objemizin mi net olacağına yoksa obje ve arka planın mı net olacağına yani alan derinliğine karar vermeliyiz. Bunu diyafram ayarı ile oynayarak yapabiliriz. Büyük diyafram açıklığı(Ör: f:2.8-f:3.0) alan derinliğini azaltır ve objenin net arka planın blur-bulanık çıkmasını, küçük diyafram açıklığı (Ör: f:8.0-f:7.6) alan derinliğini arttırır objenin ve arka planın net çıkmasını sağlar. Burada çok dikkat edilmesi gereken bir yer daha vardır ki o da enstantane hızıdır. Diyafram ayarı ile oynadığımız zaman lens-sensor’e düşecek ışık miktarı da değişeceğinden ona göre enstantaneyi hızlandırmak ya da yavaşlatmak gerekebilir. (Bunu çekmiş olduğum örnek fotoğraflarda çok daha açık olarak görebilirsiniz.) Fakat makinenizde “A” Aperture-Diyafram Öncelikli Mode varsa onu kullanmanızı tavsiye ederim. O zaman siz diyafram ayarını değiştirdiğinizde makine otamatik olarak enstantaneyi değiştirecektir.

Örnek: 1 Burada küçük diyafram açıklığı kullanarak alan derinliğini arttırdım. Böylece hem obje hem de arka plan net olarak kadrajlandı. f:7/6 s:1sec 

Örnek 2
: Burada ise büyük diyafram açıklığı kullanarak alan derinliğini azalttım. Böylece sadece obje net, arka plan blur-bulanık olarak kadrajlandı.

f:3 s:1/4sec

ENSTANTANE (Perde Hızı – Ötrücü – Obturator) Diyafram göz bebeği ise, enstantane göz kapağının açılıp kapanmasıdır. Fotoğraf makinemizin içinde bulunan sensörün veya filmin üzerine düşen ışığın süresini ayarlayan sistem, fotoğrafın ne kadar zaman diliminde çekileceğini de belirler.

Enstantane yaprak adı verilen metalden yapılmış perdedir. Deklanşöre basıldığında seçilen zamana göre perde-enstantane açılır film ya da sensör üzerine ışık üzerine düşer ve perde kapanır. Işık koşullarına ve hareket özelliklerine göre bir fotoğraf ya çok kısa ve ya uzun zaman süresinde çekilebilir. Işığın film üzerine düştüğü süreye “Pozlandırma” adı verilir. Güçlü ışıklarda az, zayıf ışıklarda uzun pozlandırma yapılır. Yine hareketi dondurmak için az, flulaştırmak için uzun pozlandırma söz konusudur. Düşük pozlandırma sürelerinde (özellikle gece manzara fotoğrafı çekimlerinde) perde daha uzun süre açık kalacağı için, fotoğraf makinemiz titreşime karşı aşırı hassasiyet gösterir. Bu gibi durumlarda kesinlikle tripod kullanılmalıdır.

MODE: S (Shutter  Deklanşör Hızı)

Fotoğraf makinesinde bu ayar seçildiğinde, çekim yapmadan önce enstantane ayarını kendimiz yapabiliriz. . Fotoğraf makinesi limitleri dahilinde uygun diyafram ayarını kendisi ayarlayacaktır. Deklanşör  enstantane hızı düşürüldükçe hareketli nesneleri dondurabiliriz. Deklanşör hızını düşürdükçe yani daha hızlı bir çekim modu seçtikçe ışık yeterli olmadığı taktirde, kadraj kararacaktır.

Burada enstantane hızı 1 saniye olarak ayarlandı. Fotoğrafa bir hareket hakim durumda

Burada ise enstantane hızı 1/250 sn olarak ayarlandı. Su damlacıklarında bir uzama gözlenmekte. 

Burada ise, enstantane hızı 1/1000 sn olarak ayarlandı. Su damlacıkları rahatlıkla seçilebiliyor.
Son olarak, burada ise enstantane hızı 1/2000 olarak ayarlandı. Su damlacıkları çok daha net.

Kaynak: http://forum.donanimhaber.com/m_1304283/tm.htm
post thumbnail

Genel Fotoğraf Çekim Teknikleri

Genel Fotoğraf Çekim Teknikleri

-Fotoğraf çekerken öncelikle fotoğraf makinesini iki elimiz ile tutmalıyız. Ayrıca kollarımızın dirseklerimizden vücudumuza yapışık olmasını sağlamalıyız. Deklanşöre basmadan önce derin bir nefes almalıyız. Bunlar fotoğraf makinemizi titretmeden ya da titretmeyi minimuma indirerek fotoğraf çekmemizi sağlayan temel önlemlerdir. Mümkünse bir duvar ve benzeri bir yere yaslanmak suretiyle, duvardan destek alarak da çekimlerimizi gerçekleştirebiliriz.

-Özellikle portre fotoğrafları çekerken, arka planın sade olmasına özen göstermeliyiz. Böylece hem konuyu ön plana çıkartmış, hem de fotoğraf makinemizin doğru yere odaklanmasında büyük kolaylık sağlamış oluruz. Arka planda kadraj içerisine giren, ilgi odağının dağılmasını sağlayan objeler varsa ve başka bir şekilde kadrajlamamız mümkün değilse, bu sefer de net alan derinliğini kısarak (diyaframı açarak f:2,8 ya da f:4 gibi) çok daha etkileyici fotoğraflar çekebiliriz.

-Bazı fotoğrafların göze çarpan ve onları çarpıcı kılan yanları vardır. Bu sebeplerden biri de fotoğraftaki güçlü kompozisyondur. Fotoğraftaki kompozisyonun basit tanımını; Kadraj içerisindeki objeleri, göze hoş şekilde seçmek ve düzenlemek şeklinde yapabiliriz. Öyleki bazı anlarda fotoğraf makinemizin küçük hareketleriyle çok değişik kompozisyonlar yakalayabiliriz.

Genel olarak çoğumuzun, fotoğraf çekerken yaptığı bir hataya değinmek istiyorum, o da konuyu kadrajın tam ortasına yerleştirmektir. Bu şekilde çekilen fotoğraflar daha az hareketli ve çok daha az dikkat çekici olurlar. Bunun önüne geçmek için, çekeceğimiz kareyi aklımızdan yatay ve dikey olarak üç eşit parçaya bölelim. Bu çizgilerin kesiştiği noktalar iyi bir kompozisyonda ilgi merkezinin yerleşeceği en doğru dört noktayı gösterir. Bu noktalra fotoğrafçılıkta dört altın nokta denir. Manzara fotoğrafları çekerken de ufuk çizgisinin bu çizgilere paralel ve kadrajın üçte birini dolduracak şekilde yerleştirmeliyiz. Ufuk çizgisinde oluşacak eğrilik kesinlike istenmeyen bir durumdur.


1.1.Iso-Asa Ayarı
Şimdi de ISO – ASA ayarları hakkında biraz bilgi vermeye çalışayım;
ISO: fotoğraf filmlerinde, ışığa duyarlılık derecesini belirleyen standart ölçüm sistemidir. Kullanımından örnekler verecek olursak:

-Uzun pozlama yapmayacağımız ve alan derinliğini kaybetmek istemediğin zaman ISO ayarlarını yükseltebiliriz.

-Akşam üzeri az ışık altında dışarıda çekim yapmak istiyoruz, 1/125 enstantanenin altına da inmek istemiyoruz, çünkü titreşime karşı hassasiyet artabilir. Bu sebeple enstantaneyi 1/125 ayarlayıp diyaframı sonuna kada açıyoruz (f:2,8 f:3,7 gibi) ve ISO’yu 50 olarak ayarlıyoruz. Fakat sonuç bize karanlık geliyor, o zaman aynı enstantane ve diyafram ayarıyla ISO’yu 200′e getirip çok daha iyi sonuç alabiliyoruz. (Verdiğim değerler ortam şartlarına göre değişiklik gösterebilir)

-Yine dışarıdayız ve öğle vakti 50 ISO ile bir kuş fotoğrafı çekeceğiz, diyafram f:4 ya da f:5 enstantane ise 1/1000. Çekimiş olduğumuz fotoğrafa baktığımızda kuşun net, hareketli kanatlarının ise flu/blur olduğunu görüp enstantaneyi 1/2000′e çıkartmak istiyoruz ama ışık yeterli değil, işte o zaman ISO’yu 400 olarak ayarlayıp enstantaneyi 1/2000′e çıkartabiliriz ve istediğimiz sonuca ulaşmış oluruz.

ISO ayarlarını yükseltmenin avantajları olduğu gibi dez avantajları da vardır. ISO yükseldikçe grain ya da noise (fotoğrafta kirlilik/kumlanma) da artar, bunun sebebi CCDye fazla voltaj giderek CCDnin ısınmasıdır. Gece yapılan çekimlerde düşük iso ve kısık diyafram kullanılır, bunlar detayları ortaya çıkartmak için gereklidir. Fakat bu esnada hızlı enstantane ayarından ziyade düşük enstantane ayarı ve kesinlikle tripod+self timer kullanmak gerekir.

Kar Fotoğrafları
Kar fotoğrafları çekerken en çok pozlama konusuna dikkat edilmesi gerekir. Makinelerin ışık ölçerleri %100 beyaz üzerinden değil de %18 gri üzerinden ışık ölçerler. Bu sebeple makinein otomatik poz değerleriyle bir kare çekildiğinde, kar genellikle gri ya da açık mavi (griye yakın) çıkabilir. Karın beyaz çıkmasını sağlmak için en az bir ya da iki stop fazla pozlamak gerekir.

1 ila 1.5 stop fazla pozlarsak, kar üzerindeki detaylar da alınır. Ancak gölgeler ve koyu nesneler üzerindeki detaylar kaybedilir.

2 stopluk ilave pozlama tam anlamıyla beyaz , ancak detaysız bir kar görüntüsü verir. Bu defa da koyu alanlardan daha fazla detay alınır.

Kar için yapılacak manuel beyaz ayarı ise; normalde Kodak’ın %18′lik gri renk kartı üzerinen yapılır. Fakat yanımızda bu kart yoksa  elimizin üst kısımından alacağımız değer bizi doğru sonuçlara götürür. Elimizden değer alırken, elimizin kadrajı tam anlamıyla doldurmasına ve elimzin üzerine kendi gölgemizin düşmemesine de dikkat etmeliyiz.

Kar üzerindeki bir yaprağı ya da çiçeği çekerken de spot ölçüm yapmakta fayda vardır. Lapa lapa yağan kar için de flash kullanmak yağan kar tanelerini arka plandan ayırıp keskin çizgiler ile net bir şekilde yakalamamızı sağlar. Tipi şekline yağan kar için düşük enstantane ve flash ile çok farklı etkiler yaratabiliriz

Kaynak: http://forum.donanimhaber.com/m_1304283/tm.htm

post thumbnail

Logo ve Amblem

Logotype ve Amblem – Evrensel Anlatımın En Kısa Yolu

Logo (Logotype) ticaretin başladığı yıllardan beri ürünleri, kuruluşları ya da hizmetleri birbirinden ayırt etmeyi sağlayan bir ya da birkaç tipografik karakterden meydana gelen bir nevi işaretlemedir. Amblem ise tipografik karakterlerin henüz bilinmediği zamanlarda kullanılmaya başlanan ve günümüzde okuması yazması olmayan insanları göz önünde bulundurarak hala kullanılmaya devam edilen daha çok sembollerle yapılan işaretlemedir. Bu iki kavram sık sık birbirine karıştırılmak ile birlikte her iki kavramında beraber kullanıldığı durumlarda artık ismi logo olarak adlandırılır. Hatta Simge ve Ticari Marka kavramlarının da logo ve amblem ile birlikte karıştırıldığı da ayrı bir gerçektir. Onlara da başka bir yazımda (özellikle simge) geniş yer vereceğim.

Kurumsal Kimliğin temelini oluşturan amblem ya da logonun günümüzde kullanım şekilleriyle ilgili birçok örneği ve birçok stili bulunmaktadır. Bu yazıda logo ve amblem tekniklerinden, çeşitliliğinden bahsedeceğim, tabi bunu yaparken kimseyi sıkmamak için az laf bol örnek ilkesine sıkı sıkı sadık kalacağım. Ne de olsa tasarımcının gözü çenesinden daha çok çalışır .

1.1.Amblem
Amblem, çizgi ve resimle yapılan işaretlerdir ya da daha geniş tanımıyla “Ürün ya da hizmet üreten kuruluşlara kimlik kazandıran, sözcük özelliği göstermeyen; soyut ya da nesnel görüntülerle ya da harflerle oluşturulan simgelerdir”.

1.1.1.Amblem Çeşitleri

Harflerden Oluşan Amblemler: Eğer tek harften oluşan bir amblem söz konusuysa o zaman o harfin farklı olması kaçınılmazdır. Amaç farklılık olduğunda tasarımcı yeni bir harf formu arayacaktır. Birden fazla harften oluşan amblemlerde ise en önemli özellik dengeli kullanımları ve yine farklı olmalarıdır. Biçimleriyle

Firma Hakkında Bilgi Veren Amblemler: Bu tür amblemlerde sembollerden yararlanılır. Kimi sembollerin yüklendiği anlamlar vardır. Bu anlamlar çoğu sektör tarafından kendilerine mal edilmiştir. Dolayısıyle bir firmaya ait amblem tasarımı yapılırken firmanın ait olduğu sektöre özgü sembollerden yararlanılır. Örneğin Baykuş akıl, bilim bilgelik demektir ve eğitim kurumlarınca kullanılır. Bir de firmaların isimlerinden yola çıkılarak sembolik amblemler tasarlanır ki buna da örnek vermek istersek Pelikan markasının ambleminin Pelikan kuşu olmasını söyleyebiliriz.

Harf ve Resimsel Biçimlerin Bir Arada Kullanıldığı Amblemler: Formlarını harflerden alan ve firma hakkında imaj veren biçimlerden oluşan amblemlerin kombinasyonlarıdır. Bu tür amblemler, firma hakkında bir imaj verirken firma adının baş harfi ile de diğer firmalardan ayrılmasını kolaylaştırır ve akılda kalma yüzdesini artırır.

1.2.Logo (Logotype) Logo, bir ürünün, firmanın ya da hizmetin isminin, harf ve resimsel öğeler kullanılarak sembolleştirilmesidir. Amblemden farklı olarak ayırt edici özellikler yanında firmanın ismini de yansıtır. Logo yaratmak için kullanılan fontlar yeni tasarlandığı gibi mevcut fontlarda olabilirler. Logo yaratmak için belli başlı bazı kurallar işin uzmanları tarafından şöyle sıralanırlar.

  • Sade, kolay anlaşılır, hatırlanması kolay, mümkün olduğunca az sayıda renkten oluşmalıdır. Her çeşit baskı ve kesim tekniği ile sorunsuz kullanılabilir olmalı, çok küçük ölçülerde ayrıntılar kaybolmamalı, çok büyük ölçülerde dağınık görünmemelidir. Her türlü ölçüde ve yüzeyde okunabilir olmalıdır.
  • Özgün olmalıdır. Başka firma ya da ürünlere ait logolar ile karışıklığa sebep vermemeli, hatta çağrıştırmamalıdır. Kopyalanan ya da esinlenen logolar o ürün ya da firmaya büyük zarar verir.
  • Logo tasarımcıyı değil ürün yada firmayı yansıtmalıdır. IBM logosunun tasarımcısı Paul Rande göre logoyu üreten tasarımcıdır ancak oluşturan firmanın kendisidir. İlgili kuruluşun ya da ürünün özelliklerini yansıtmalıdır. Seçilen ya da tasarlanan font şirketin içeriğine uygun olmalıdır. Ayrıca kurumun kendisini nasıl tanımladığı ve kurumu yansıtan kavramların neler olduğunu bilmek logonun tasarım aşamasında önemli unsurlardır.
  • Logo sadeliğinin yanısıra gerek rengi gerek şekli itibariyle farklı koşullarda görüldüğü zaman bile akılda kalıcı olmalıdır.
  • Farklı bir ülkeye ait ürün ya da firma için logo tasarlanacağı zaman o ülkenin renklere yüklediği anlamlar ve kültürleri hakkında bilgi sahibi olunmalıdır. Özellikle bir simge kullanılacağı zaman simgenin taşıyacağı anlam bakımında bu bilgi çok önemlidir.

1.2.1.Logotype Çeşitleri
Logolar yukarıda da söylendiği gibi bilinen bir fontun kullanımıyla ya da deformasyonuyla oluşturulabileceği gibi yeni bir font tasarımıyla da oluşturulabilir. Bilinen yeni typografik logo tipleri ise örnekleriyle birlikte aşağıdaki gibidir.

San Serif Sitili Logolar: Bu sitilde hazırlanan logolarda amaç basit ama güçlü bir ifade sağlamaktır. Derli toplu, zarif, keskin hatlı ve güç dolu bir görünüşleri vardır. Bu sitil logolar genelde modern tasarımcıyı yansıtır.

Tek Karakterden Oluşan Logolar:

Çoğu yerde logonun tanımı yapılırken en az iki karakter olmasından bahsedilir ama işin aslı tek karakterden de logo olabileceğidir. Tek tipografik karakterden oluşan logolar güçlü, modern karaktere sahip fikirler ve işaretleri temsil eder. Dünya da çok güzel örneklerini bulmak mümkün.

Çok Karakterden Oluşan
Logolar:

Birden fazla tipografik karakterden oluşan bu logoların en sık kullanım şekli 2 karakterden oluşanıdır. Çok klasik bir kullanım şekli olmasına rağmen bazen basit ya da son derece karışık sonuçlara ulaşmak mümkün olabiliyor.

Kombinasyon Tipi Logolar:

Kombinasyon tipi logolar genelde iki ya da daha fazla farklı etkileşimli logo tipinin kullanılmasından oluşurlar. Harflerin parçaları, gölgeler, deforme edilmiş karakterler, el çizimlerinin bilgisayarda bir araya getirilip manipule edilmesinden oluşurlar. Ortaya çıkan logolar genelde enerji doludurlar.

Geleneksel Olmayan
Logolar:

Bu tip logolar genelde bildik karakterlerden yararlanarak alışılmışın dışında logolardır. Büyük harf kullanımı, tekrardan kaçınma yeni güçlü bir tarzı oluşturur. Sanki eski tarz ile yeni tarzın bütünü gibidir. Ya da başka bir deyişle geçmişi kullarak geleceği tasarlamak da denilebilir.

Yeni Tipografik Formlar:
Bilgisayarların logo tasarımında kullanılması ve yeni fontların da hızla gelişiminden sonra tasarımcılara birçok imkan sağlanmış oldu. Yaratmak, bozmak, bükmek, deforme etmek, eğmek gibi sonsuz seçenek tasarımcıların elinde olunca ortaya da mevcut fontların üzerinde oynanarak elde edilen yeni logo formları çıktı.

Kaligrafik Logolar:
El yazısı, el çizimi ve süslü çizgiler kullanarak yaratılan logolar. Klasik bir yöntem olarak görünmesine rağmen çok modern ve etkileyici sonuçlar doğurabilen bu yönteme ait şu örneklere göz atmak yeterli olacaktır.

Rebus – Karmaşık Formdaki Logolar:
Kelimeler, objeler ve sembollerin biraraya gelmesinden oluşan karmaşık yapıdaki logolar genelde anlaşılması güç logolardır. Ama hayal gücünün son noktasına doğru da harika birer yolculuktur da…

Numaralardan Oluşan Logolar:
Sadece rakamlardan ya da hem rakamlarda hem de harflerden oluşan logolardır. Bu numaralar farklı formlarda kullanılabileceği gibi genelde ölçü, mesafe, uzaklık gibi rakamsal değerleri olan anlatımlar için de kullanılabilir.

Katmanlı, Gölgeli, Merkezi Olmayan Logolar:
Farklı formlar yaratmak isteyenlerin tercih ettiği belli bir merkezi bulunmayan, biraz sıradışı, katmanların (arkaplan kullanımı), gölgelemelerin kullanıldığı logolar. Bu şekilde hem derinlik hem de algı farklılığı sağlanan, taze ve hareketli logo yaratmak isteyenlerin logo tipi…

Çatlak, Kırılgan ve Agresif Logolar:
Tipografik karakterlerin ya da kullanılan sembollerin deforme edilerek, kırılarak, çizilerek, bükülerek oluşturulduğu logo tipi.  Anlatılmak istenene, bu tür hareketler vererek farklılık yaratmak isteyenlerin kullandığı bu logo tipine çok farklı sektörlerde rastlamak mümkün…

post thumbnail

Dijital Fotoğraf Çekim Teknikleri

Dijital Fotoğraf Çekim Teknikleri

  1. İlk kez kullanacağınız hafıza kartını kullanmadan önce mutlaka formatlayın. Bu işlemi yapmadan kullanırsanız çektiğiniz fotoğraflar kaybolabilir.
  2. Çekim yapmaya çıkmadan önce bir poz deneme çekimi yapın. Herhangi bir şey eksik yada problemliyse bu yolla tesbit edip düzeltebilirsiniz.
  3. Bazı digital fotoğraf makineleri preview özelliklidir, çekilen fotoğrafı OK tuşuna bastıktan sonra hafızaya kaydeder. Buna dikkat etmezseniz fotoğraflarınız kaydolmaz.
  4. Amacınıza göre çekim kalitesini değiştirerek belleği verimli kullanınız.Eğer web sitesi tasarımı veya e-posta eki için çekim yapıyorsanız Economy ayarını, fotoğraf baskısı için çekim yapıyorsanız Best ayarını, Arşivlemek için çekim yapıyorsanız Normal ayarını kullanabilirisiniz.
  5. Menü ayarlarıyla oynayıp kameranın ayarlarını içinden çıkılamayacak kadar bozduysanız, setup menüsünden reset fonksiyonunu kullanarak makinenizi fabrika çıkış ayarlarına getirebilirisiniz.
  6. LCD parlaklık ayarınızı güneşli ortamlarda yükseltiniz. Karanlık ortamlarda parlaklığı düşürerek bataryayı tasarruflu kullanabilirsiniz.
  7. Bataryadan tasarruf etmek için makinenizi kapalı tutarsanız açana kadar çekebileceğiniz fotoğrafları kaçırabilirsiniz. Bu gibi durumlarda makine açık LCD kapalı konumda tutularak vizörden çekim yapılmalıdır.
  8. Kameranızı açık unutup bataryanın tamamen boşalmasını önlemek için setup menüsündeki Auto power off fonksiyonu devreye sokulmalıdır.
  9. Çekimlerinizde digital zoom özelliğini mümkün olduğu kadar kullanmayınız. Digital zoom çekim kalitesini düşürmektedir. Dilerseniz daha sonra bilgisayarda görüntüyü büyütüp digital zoom elde edebilirsiniz.

10.  Kamera vizörü yanında kırmızı veya yeşil yanan ışıklar vardır bunlar kameranın netleme işleminin, otomatik ayarlarının veya flaşının hazır olup olmadığını gösterir. Eğer kırmızı yanıyorsa çekim yapmayıp yeşil yanana kadar beklenmelidir.

11.  Net fotoğraflar çekmek ve titremelerden etkilenmemek için yüksek enstantane değerleri ile çekim yapınız. Çoğu makinede bu değer 1/50 değerine ayarlıdır. 1/125 ideal bir değer olabilir.

12.  Işığın az olduğu koşullarda Enstantane ve Diyafram değerini düşürünüz. Makinenizde ISO ayarlama özelliği varsa ISO değerini biraz yükseltiniz, çok fazla yükseltmek görüntü kirliliğine neden olabilir. Makineyi titretmemek için dirseğinizi vücudunuza dayayabilir, kapı pencere pervazlarına dayanabilir, masa, kitap gibi nesneleri sehpa niyetine kullanabilirsiniz.

13.  Flaşınızın kaç metreye kadar aydınlattığını bilirseniz doğru pozlama yaparsınız. Kullanım kitapçığının özellikler bölümünden Flash Guide Number (GN) değerini öğrenip, bu değeri kullandığınız diyafram değeri (f) ile bölerseniz flaşınızın kaç metreyi aydınlatabildiğini öğrenirsiniz.

Örnek: GN değeri 10 olan bir makine ile 1.8 diyafram değeri ile 10/1.8=5.5metre uzaklığa kadar flaşlı çekim yapabilirsiniz.

14.  Karanlık ortamlarda flaş kullandığınızda gözler kırmızı çıkar. Bunun nedeni göz bebeğinin karanlıkta büyümesidir ve flaşın gözün arka tarafındaki ağ tabakasını aydınlatmasıdır. Bunu önlemek için flash menüsünden Red Eye Reduction fonksiyonunu aktif hale getiriniz. Bu fonksiyon aktive edildiğinde LCD de göze benzeyen bir sembol görünecektir. Kırmızı göz engelleme aktifken deklanşöre basıldığında flaş önce birkaç kez çakacak ardından çekim yapılacaktır. Bunun amacı çekim öncesi göz bebeğini küçültmektir. İlk flaş çaktığında çekim yapıldı zannedip pozisyonunuzu bozmayınız.

15.  Bazı durumlarda ışık az ama ortam güzeldir. Flaş ortamın bütün büyüsünü bozabilir. böyle durumlarda flaşı iptal ederek çekim yapınız. Birde flaşlı deneme yapılabilir. Güzel olmayan poz daha sonra silinir.

16.  Portre çekimlerinde çekilecek kişinin arkasında güneş varsa yüzlerin karanlık çıkmaması için mutlaka flaşı kullanınız.

17.  Gece çekimlerinde flaşı kullanırken makinenizi gece moduna getiriniz.

Örneğin arkada ışıl ışıl bir manzara önde arkadaşınız ve karanlık bir gece. Doğrudan flaşla çekerseniz arkadaki manzara fotoğrafta yer almaz. Flaş kullanmazsanız şimdide arkadaşınız fotoğrafta yer almaz. Makine gece moduna getirildiğinde perdeyi arkadaki manzarayı pozlayacak kadar açık tutar kapanmadan hemen önce flaş çakarak sizi de manzaranın içine dahil eder. Bu teknikleri denemeyi alışkanlık haline getiriniz.

18.  Kar ve Kum gibi açık rengin neredeyse tüm kadrajı doldurduğu durumlarda otomatik ışık ölçümü hata yapar. Bunu telafi etmek ve çekmek istediğiniz konuların kara lekeler olarak değil de gerçek renklerle görünmesini istiyorsanız, bir iki stop pozlama telafisi yapınız. Yani +/- şeklinde gördüğünüz EV ayarını duruma göre +1 yada +1.5 yapınız.

19.  İnsan ve Çevre konulu bir fotoğraf çekiminde kişilere mümkün olduğu kadar çok yaklaşınız. Kişileri kareye bit kadar yerleştirip tüm binayı çekerseniz, kimin kim olduğu anlaşılmayacak, anlamsız bir fotoğraf olacaktır. Önce kişileri binanın önünde çekip ardından binayı tek başına çekerseniz ve albümde bu iki fotoğrafı yan yana koyarsanız kişilerin o bina önünde olduğu anlaşılacaktır.

20.  Güneşin tam tepede olduğu saatlerde çiğ bir ışık olduğu için bu saatlerde çekilen fotoğraflar sanıldığı gibi güzel olmayacaktır. Sabah ve Öğleden sonra gibi ışığın yatay olduğu saatler çekim için daha uygundur.

21.  İnsanları şirin göstermek için yukardan fotoğraf çekiniz. Bu boyların kısa görünmesine neden olsa da yüzleri şirin gösterir. Bir insanı büyük ve şişman göstermek için aşağıdan çekebilirsiniz bunu bayanlarda denemeyiniz.

22.  Bir objeyi yarım metreden daha yakın bir mesafeden çekiyorsanız, makinenizde makro fonksiyonunu aktif hale getiriniz. Makro aktifken LCD ekranda bir çiçek resmi görürsünüz. Artık istediğiniz kadar yaklaşabilirisiniz.

23.  Net çekimler için diyafram değerinin mümkün olduğu kadar yüksek olması gerekir. Işığın fazla olduğu ortamlarda diyafram değerini yükselterek daha net pozlar elde edebilirsiniz.

24.  Kameranızda Auto focus ile ilgili ayarlar bölümünde AF Area seçeneği varsa bu ayar sayesinde fotoğraf karesinin herhangi bir alanını netleştirerek çekim yapabilirisiniz.

25.  Hafıza kartlarını makineniz açıkken çıkartmayınız. İçindeki bilgiler zarar görüp, kartınız bozulabilir. Çoğu makine hafıza kartının kapağını açınca makineyi kapatır. Yinede buna dikkat edilmelidir.

26.  Eğer bilgisayarınıza fotoğrafları aktarırken sabit diskinizde dosya kopyalar gibi rahat biçimde çalışmak istiyorsanız, harici hafıza kartı okuyucusu edininiz. Fotoğraf makinenizin hafıza kartını seyyar hafıza olarak da kullanabilirsiniz.

27.  Çektiğiniz fotoğrafın en fazla hangi boyutta basılacağını fotoğraf çözünürlüğünü 60′a bölerek bulabilirsiniz.

Örnek 1: 800×600 800/60=13 600/60=10 Maximum 10X13 ebadında fotoğraf baskısı

Örnek 2: 2048×1536 2048/60=34 1536/60=25 Maximum 34×25 ebadında fotoğraf baskısı

28.  Objektifleri yumuşak dokuya sahip bir bezle yuvarlak hareketlerle temizleyiniz. Kesinlikle alkol gibi çözücü maddeler kullanmayınız. Bunlar lensin üzerindeki film tabakasını bozabiliriler. Kum gibi cisimleri hava fırçasıyla temizleyin aksi takdirde objektifinizi çizersiniz.

29.  Kumsal gibi küçük kum taneleriyle dolu bölgelerde makinenizi çok iyi koruyunuz. Bu tanecikler çok tehlikelidir. Bir rüzgar esmesi bile makinenizin sonunu getirebilir.

post thumbnail

Renklerin Dili

Renklerin Dili

Renklerin Dili – Yeşil
Renklerin Dili – Kahverengi
Renklerin Dili – Kırmızı
Renklerin Dili – Sarı
Renklerin Dili – Turuncu
Renklerin Dili – Mavi
Renklerin Dili – Pembe
Renklerin Dili – Beyaz
Renklerin Dili – Siyah

Renklerin insanlar üzerindeki etkisi hiç de yabana atılır cinsten değil. Her ne kadar ‘zevkler ve renkler tartışılmaz’ dense de uzmanların elde ettikleri dikkat çekici sonuçların bu tartışmanın yapılmasında gecikildiğini açıkça gösteriyor.Girdiğiniz bir lokantadan neden kalkmak istemediğiniz, yolda yürürken neden birden bire acıktığınız, neden kapalı bir alanda otururken sıkıldığınız ya da neden bir kişi ile konuşmaya kalktığınız zaman size kaçamak cevaplar verdiğini hiç merak ettiniz mi?

İnanmayacaksınız belki ama işte bütün bunların cevabı renkler…Renkler kendi dilleriyle karşınızdakine, muhatabınıza sizin karakterinizi sizden önce anlatıyor. İşte renklerin yadsınamaz etkisini fark eden batılı şirketler, bunu iş hayatında sıklıkla kullanmaya başlamış ve çok da başarılı olmuşlar. Hayatımızı şekillendiren, bizi kimi zaman neşeli, kimi zaman da düşünceli yapan renkler ve marifetleri saymakla bitmez.

Renkler hayatımızın parçası. Peki renklerin hayatımızı nasıl etkilediğini biliyor musunuz? Renk seçiminin kimi zaman karakterimizi yansıttığından ya da seçtiğimiz rengin bize olumlu ve olumsuz etkileri olduğundan haberiniz var mı?

KIRMIZI : Bu renk canlılık ve dinamizmle ilgili bir renktir. Mutluluğu temsil eder. Kırmızı renk, fiziksel olarak; ataklığı, canlılığı ve duygusal bağlamda; bir işi sonuna kadar götüren azmi ve kararlılığı gösterir.

İştah açar. O yüzden dünyadaki gıda firmalarının çoğu logosunda kırmızıyı kullanır. Kırmızı tansiyonu yükseltir, kan akışını hızlandırır. Yanlış bir inanış vardır; boğaların kırmızıya saldırdığı sanılır. Oysa boğalar renk körüdür. Kırmızıya değil, kendilerine sallanan koyu renkli beze saldırır. YEŞİL : Duygusal olarak bizi en çok etkileyen bir organımız olan kalp organının , bu rengin yaydığı enerji alanında olduğu düşünülür. Doğanın ve baharın rengidir. Güven veren renktir. O yüzden bankaların logolarında hakim renktir. Yeşil yaratıcılığı körükler. Bu yüzden büyük lokanta mutfaklarında yeşil tercih edilir. Hastanelerde de yeşil rahatlatıcı özelliği nedeniyle kullanılır. Yeşil alanda insanların daha az mide rahatsızlığı çektiği saptanmıştır.

SİYAH : Duygusallığı ve hüznü simgeler. Gücü ve tutkuyu temsil eder. Bizde ve batıda siyah matemi temsil ederken, Japonya’da siyah mutluluktur. Siyah fonda kullanılırsa karamsarlığı çağrıştırır. Einstein konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan odaları tercih ederdi.

MAVİ : Vücudumuzda boğaz bölgesini yansıtan bir renktir. Mavi renk gökyüzünün ve geniş ufukların, denizin simgesidir. Sınırsızlığı ve uzak bakışlılığı simgeler. Huzuru temsil eder ve sakinleştirir. Araplar mavinin kan akışını yavaşlattığına inanır, nazar boncuğu o yüzden mavidir. Batıda intiharları azaltmak için köprü ayaklarını maviye boyarlar. Duvarları mavi olan okullarda çocukların daha az yaramazlık yaptığı saptanmıştır.

LACİVERT : Kozmik renk olarak kabul edilir; sonsuzluğu, otoriteyi, verimliliği simgeler. O yüzden dünyadaki firmaların yarıdan fazlası logolarında laciverdi kullanır. Lacivert giyen kişiler kendilerini çok daha karizmatik ve inandırıcı hissederler. İnsanların üzerinde başarılı ve güçlü imajı bırakır.

MOR : Eskiden beri ihtişam ve lüksün son basamağı olarak düşünülür. Tarih , yüksek sınıfların, saray mensuplarının daima morla bezendiklerini kaydeder. Nevrotik duyguları açığa çıkardığından, insanların bilinçaltını korkuttuğu saptanmıştır. İntihar edenlerin beğendiği renktir.

PEMBE : Uyum ,neşe , şirinliğin ve sevginin simgesi. Rahat hissettiren ve dinlendiren bir renktir. Bu yüzden bazı büyük mağazalar tezgahtarlarına pembe üniforma giydirir ki, müşteriler kendilerini rahat hissetsin diye. Pembe aynı zamanda çocuk rengidir.

SARI : Sarı zeka , incelik ve pratiklikle ilgilidir. Toplumsal yaşamı ve birlikte çalışmayı yansıtan bir anlamı vardır. Geçiciliğin ve dikkat çekiciliğin sembolüdür. Dikkat çekiciliğinden dolayı dünyada taksiler sarıdır. Sarı ayrıca hüzün ve özlemin rengidir. Sonbaharın tüm hüzünlü güzelliğinde onun her rengini izlemek mümkündür. : Temizliği ve saflığı temsil eder. İstikrarı, devamlılığı simgeler. Politikacılar beyazı pek severler, çünkü temiz, dürüst izlenimi vermek isterler..

KAHVERENGİ : Gerçekçiliğin, plan ve sistemin rengidir. Kansas Ünv.�de bir sergide, duvarların rengi değiştirilebilir hale getirilmiş. Fonda beyaz kullanıldığında insanlar sergide yavaş hareket etmiş. Fon kahverengiye döndüğünde ise insanlar müzede daha çok yeri daha az zamanda gezmişler. Kahverengi insanı hızlandırır. Bu yüzden fastfoodlar iç mekanda kahverengi kullanır. Kahverengi toprak rengidir. Kıyafetlerde pek tercih edilmez, çünkü kahverengi giyen insanlar kalabalıkta dikkat çekmezler.

İşte renklerin dünyası, şirketlerin bunu nasıl kullandıkları…

post thumbnail

Okunaklılık, Okunabilirlik

1.Okunaklılık, Okunabilirlik

Çoğu zaman aralarında bir fark yokmuş gibi algılanan, okunabilirlik ve okunaklılık kavramlarını, biraz da Dan Friedman’ a dayanarak iki farklı kavram olarak incelemek istiyorum. Postmodern grafik tasarımın öncülerinden Dan Friedman okunaklılığı etkili, açık seçik ve yalın ifadenin özelliği, okunabilirliği ise okurken ilgi ve zevk uyandıran, aklı uyaran özellikler olarak tanymlıyor(14). Genel olarak okunaklılığı iletişim işlevini yerine getirme, okunabilirliği ise okuyucuyu çekme ve mesajı almaya yönlendirme olarak ele alabiliriz.

1.1.Okunabilirlik

Özellikle geç modern dönem tasarımcılarının ihmal ettikleri okunabilirlik konusunu, modern sonrası tasarımcılar okunaklılıktan daha önemli görmüşler ve birincil amaçları olarak saptamışlardır. Çıkış noktaları, hiç bir içeriği ve işleve göndermesi olmadığı halde işlevci tasarımın oluşturduğu imajı kullanan ezbere tasarımların ortalıkta dolaşıyor olmasına karşı gelmektir. Onlara göre işlev yalnızca sade ve okunaklı tasarımda aranmamalıdır. Kuramcı Lorraine Wild bu konuda şöyle der: ” İşlevciliği yalnızca modernizmle bağdaştıranlar olsada , işlevcilik tasarım kelimesinin kendisinin anlamında görülebilir: Arzu edilen etkiyi üretmek için uygulanan hareketler serisi.”

İşlevci tasarımcının neredeyse basit ve aşağılık gördüğü sıradan güzelin, geri kazanılmak istenmesi ise okunabilirliğe olan ilginin artmasının bir diğer nedenidir. Ürünün güzelliği, işlevini yerine getirmesinde ve içindeki zekada değil, sadece güzel olmasındada aranabilmelidir. Modern sonrası grafik tasarım, tasarımı, işlevini yerine getirdikten sonrada seyredilebilecek bir sanat nesnesi gibi görür. Bu yüzden kolay sıkılmayı ve ‘Az daha fazladır’ ı reddeder. Bütün o katmanlardaki, karmaşadaki ve içiçe geçmişlikteki öznesizlik ve belirsizlikteki amaç seyirciyi çekmek ve onu sıkmamaktır. İşlevciliğinin yanında kendi özgün tavrınıda sergilemiş olan Saul Bass bu konuda şöyle diyor:” Göründüğü gibi olan şeyler amaçlarını belirtir ve sonra sıkıcı olurlar. Belirsiz olan doğası gereği her zaman daha gizemli ve daha güçlüdür. Tansiyon yaratır, incelenmeyi irdeler, can kazandırır. Daha fazla keşfedilmesi gerektiği içinde yaşamy daha uzundur.”

Ne var ki okunabilirliği kuvvetlendirmek için grafik ürünün neredeyse bir resime dönüştürülmesi gerekmez. Ancak son yıllarda kendine ressam diyen grafik tasarımcılar olduğunu biliyoruz. Yerine getirilmesi gereken işlevin yok sayıldığı ve kişisel üsluplarla, seyircinin sadece grafik düzleme çekildiği ancak bilgi yada enformasyona ulaştırılmanın becerilemediği örnekler az değil. Okunabilirlik endişesini iyi özetlediğini düşündüğüm , okunabilirliğe öncelik veren tasarım anlayışına ve yukarda bahsettiğim ressam tasarımcılara destek veren bir yazıdan alıntı yaptıktan sonra okunaklılık konusuna geçmek istiyorum: “Güzellik sözcüğü, sizin ondan anladığınız bizim anladığımızdan farklı bile olsa güzellik anlamına gelir. Altınıda çizseniz, harflerin arasınıda açsanız, yarı-bold da dizseniz daha kesin bir anlam kazandıramazsınız ona. Bir cümle ya anlaşılır, ya anlaşılmaz. Onun anlaşılmasını sağlamak grafik tasarımcının (yada bazılarının hala adlandırdığı gibi tipografçının) değil, yazarın işidir.

Oysa bir mesajın görünümü, sunumu, yani okumadan önce görülen hali temel olarak grafik tasarımın konusudur. İnsanların çoğu yazılanın gerçek mesaj olduğunu düşünür. Oysa gerçek bunun tam tersidir. Kamunun ilk gördüğü, mesajın görünüm ve sunumudur ki, mesajı gönderen hakkındaki fikrini biçimlendiren de budur. Grafik tasarımın asıl amacı duyguları uyandırmaktır. Herhangi bir sonuç çıkarmadan önce biçim ve yapıları algılarız ve bunlar da tabii ki pek çok farklı şekilllerde görünebilir gözümüze. İşte bu yüzden biz tasarımcılar görüntülerin, yazarlarsa sözcüklerin gücüne inanırlar.”(130)

1.2.Okunaklılık

Okunaklılığın etkili, açık seçik, yalın ifade diye tanımlandığını daha önce söylemiştim. Ancak kullanılan kodlarda karşılıklı uzlaşmanın gerekliliğinden bahsedilmezse bu tanım eksik kalyr. Uzlaşmanyn sağlanması için en temelde aynı dilin, aynı kodlama sisteminin kullanılıyor olması gereklidir. İsmet Yazıcı’ nın Kitle iletişiminde imaj adındaki kitabından yapacağım alıntının konuyu net bir şekilde açıklayacağını düşünüyorum: “İmajı -imgeyi oluşturan göstergelerin çözülebilmesi, ancak ortak gösterenleri kullanan taraflar arasında gerçekleşebilir. Yani, gönderen ve gönderilen arasındaki iletişimsel döngüde, mesajın algılanıp, anlam taşıyıcısı olan gösterenin gönderilen tarafından şifresinin çözülebilmesi için, o gösterenin anlamını gönderilenin bilebilmesi, yani, aynı kültürel koşullarda yaşıyor olmaları gerekir.”(16)

Sanattan farklı olarak tasarımda bu uzlaşmanın sağlanması çoğu zaman ön koşuldur. Ortada duyurulması şart koşulan bir mesaj olduğunda, duygusal bir tasarım yaklaşımında bile, bu uzlaşmanın gerekliliği göz ardı edilemez.

İşlevci tasarımcılar, onları tıkanmaya doğru götüren sebeplerden biri olduğunu bilmeden bu uzlaşmanın sınırlarını zorlamaya çalııtılar. Harf karakterlerinin okunabilirliği hakkında Laszlo Moholy Nagy nin söylediği şu söz açıklığa, yalınlığa ve uzlaşma gereksinimine verilen abartılı önemi göstermektedir:” Tipografi bir iletişim aracıdır. Kesinliği, okunabilirliği vurgulanmalıdır. Harfler hiçbir zaman önceden ve ayrı düşünülmüş bir çerçeveye -mesela bir kare içine oturtulmamalıdır.” (17) Etrafındaki çerçevenin bile harf karakterinin okunaklılığını etkileyeceğinin düşünüldüğü zamanlardan günümüze geldiğimizde tam zıttı durumlarla karşılaşabiliyoruz. Rodney Mylius günümüzdeki durumu şöyle özetliyor: “Görsel dilimiz genişletildi, incelendi ve tanınmazlığa varacak denli kullanıldı”. (18)

Modernist tasarımcı ‘modele gönderme’ nin ve kodların algılanmasını zorlaştıracak her koşulu ortadan kaldırmaya çalışırken modern sonrası tasarımcının kodları ve modelleri çoğu zaman görmezden geldiğini yada onları algılanamayacak derecede bozduğunu görüyoruz. Bu tasarımcılar insan bilincinin, öğrenen, anlamlandıran önceki bilgilerle bağdaştıran bölümünü yani akılla geliştirdiği bölümünü değil, zeka ve duygularla refleksif tepkiler veren bölümünü hedeflediklerini söylüyorlar. Bu yöntem, kodlarda kollektif uzlaşmanın gerekliliğini baştan ortadan kaldırıyor ve her ne kadar onlar tersini iddia etselerde tasarımcıları dar bir alanda etkin olmaya zorluyor.

Yazı karakteri tasarımcısı Zuzanna Licko, .”En iyi okuduğumuz en çok okuduğumuzdur” diyerek bir yazı karakterinin ne denli okunur olup olmamasının, daha önce ne kadar okunmuş olmasıyla ilgili olduğunu söylüyor. Aynı düşünceleri paylaşan Rudy Vanderlans ise “Baskerville ve Helvetica ilk tanıtıldığında insanlar şoke oldular. Bu karakterleri çirkin ve okunamaz buldular. Bugünse bunların, olabilecek en nötr yazı karakterleri olduğu düşünülüyor”diyor.(19) Bütün bu fikirlerin doğruluğu tartışılabilir ancak eğer doğruysalar bile günümüzde binlerce harf karakteri ile birlikte ortaya çıkan, ve çıktığında okunaksız bir harf karakterinin okunaklılık kazanabilecek kadar çok insan tarafından ve çok uzun zaman kullanılma olasılığı çok düşüktür ve bu yüzden her zaman okunaksız olarak kalması ihtimali yüksek olacağı için bu tür bir savunma günümüzde pek geçerli gözükmüyor. Aslında içinde bulunduğumuz zamanda, geçmişten örnekler vererek yapılan savunmalar bir yerlerde mutlaka tıkanıyor. Neville Brody nin dilinin anlaşılamaması gibi bir eleştiriyle karşılaştığında Cezanne’ ında zamanında anlaşılmadığını söylemesi buna iyi bir örnek olacaktır.(20)

Sonuç

Katherine McCoy Tasarım, Kültür ve Teknoloji başlıklı yazısında şöyle diyor:”Tasarımın biçimi değişiyor. Tasarımcıların çok iyi bildiği, genişlik, yükseklik ve derinliğe üç yeni boyut daha ekleyin. Hareket, ses ve etkileşim.” Teknolojinin tasarıma etkisi tartışılmaz. Postmodern grafik tasarımla, Macintosh un ortaya çıkmasının neredeyse eş zamanlı olduğunu hatyrlarsak bu etkiyi daha iyi anlayabiliriz. Dünya değişmişken, okuyucu ve teknoloji değişmişken, hepsinden önemlisi algılama hızı ve çeşitliliği değişmişken hala 50 sene öncesinin teknolojisinin ortaya çıkarttığı iyi grafik tasarımın görüntüsünü kullanarak tasarım yapanlarla karşılaşıyor olmak garip. Bunun yanında, seyirciyi çekmek ve onu grafik sunumun içinde heyecanla ve sıkılmadan dolaştırmak gibi bir sebebe bağlanamayacak kadar, belirsizlik ve karmaşası uç noktaya götürülmüş grafik tasarım örnekleri görmekte şaşırtıcı. Ne var ki, bütün bu uç anlayışlar, kendi hizmet sınırları içinde aktif olmak zorundalar. Çağının etkilerini tasarımına aktarmayı becerebilen ve farklı ontolojik yapılardan, nerelerde faydalanılacağını kestirebilen tasarımcılara fikir ve görüntü kaynağı sağlıyorlar.

Postmodern grafik tasarım hakkında sorulması gereken belkide en önemli soru, bütün bu hedefsizliğin, kişiye verilen modelleri oluşturma şansının, normlara bağlı olmama özgürlüğünün, postmodern grafik tasarımın bir akım olarak gelişmesini sağlayıp sağlamadığıdır. Postmodern grafik tasarım akımdan çok bir üslup hareketi gibi gözüküyor. Her yerden normlara dayanan bir elemeye maruz kalmadan gelen ürünlerle postmodern grafik tasarım, yalnızca büyüyor ama gelişmiyor. Tasarımcının özgün görsel yaklaşımına en fazla olanak veren disiplin olan grafik tasarımda, �yeni ne olsa gider�, mantığını arkasına alan ve bütün bu keyfiliği sonuna kadar götüren özgün ama yalnızca görsel üsluba dayanan anlayışlar gelişiyor. İşlevsel tasarımlarında sonuçta, kişisel bir bakış açısına ve görsel özgünlüğe dayandığını söyleyen bu tasarımcılar, marjinal üretim alanlarında grafik tasarım için gerekli varoluşlarını sürdürecekler ve sürdürmeliler. Çünkü bu deneyci ve özgün yaklaşımlar, farklı zevklerin gelişmesine, kodların çoğalmasına ve çözümlerin zenginleşmesine yardımcı oluyorlar.

Kimbilir belki de algılamamız ve iletişim yöntemlerimiz öyle değişecek ki, bu tasarımcyların ürün verme yöntemlerinin , gelecekte genel grafik tasarım problemlerini çözmek için kullanıldığı günleri göreceğiz. Ama şimdilik marjinal duruşları sürecek gibi gözüküyor.

Normsuzluğun modern sonrası tasarımcılar için, neden sorusunu ortadan kaldırması, bu tasarımcıların yargılanamamasına ve kendilerine güvenlerinin, kibirliliğe varacak derecede artmasına sebep oldu. Bu güveninde etkisiyle, bu tasarımcılar her fırsatta işlevci tasarımcıları iğneliyor, onları bağnazlıkla ve heyecansızlıkla suçluyorlar, işlevci tasarımcılar ise onları çoğu zaman görmezden gelip grafik disiplinin içinde yoklarmış gibi davranıyorlar. Bu soğuk savaş grafik tasarım kuramının günümüz konularını ve kuramcılarını yaratıyor. Ne var ki teoriler yalnızca kendi taraflarından yazıldığı gibi tarafsız olanlarda bilinçsiz olmakla suçlanıyor. Ve yakın gelecekte, kibirlilerle gururlular arasında bir uzlaşma görülmüyor.

post thumbnail

Görüntü Formatları (2)

1.8.MacPaint

MacPaint formatı daha çok ikili renk modunda olan görüntüleri Macintosh uygulamalarına taşımak için kullanılır.

Bu formatın kullanılabilmesi için görüntü boyutunun 576*720′den daha büyük olmaması gerekir, Görüntü açıldığında sayfadaki konumunu kayıt sırasında belirlemek mümkündür.

1.9.PCX

PCX formatı Zsoft firması tarafından PC Paintbrush yazılımı için geliştirilmiştir. Bugünkü yazılımların çoğu PCX formatının 5 inci sürümünü destekle¬mektedir. 3 üncü sürüm özel renk paletini desteklemez. Bu nedenle 3 üncü sürüm bir PCX dosyası açılırken standart bir renk paleti kullanılır.

1.10.PDF

PDF (Portable document format – taşınabilir belge biçimi) formatı Adobe’nin Macintosh, Windows,UNIX ve DOS için geliştirdiği yayıncılık formatıdır. PDF içerisinde piksel ve vektör tabanlı resim, Postscript metin ve linkler bulunabilmektedir. (16)

Adobe Acrobat yazılımıyla birlikte kullanılan PDF formatı, baskı öncesi süreçler açısından iş akışını hızlandırarak ciddi maliyet ve zaman tasarrufları sağlayarak, günümüzde matbaacılığın yeniden şekillendirilmesine katkıda bulunmaktadır.

1.11.PICT

PICT formatının Macintosh grafik ve yazım programları tarafından sık kullanıldığını birçok Macintosh’cu size anlatabilir. Bazı kişiler aynı nedenle PICT formatının kullanılabilecek en iyi format olduğunu düşünürler ki bu doğru değildir. PICT aynı renkten oluşan büyük alanları etkili bir şekilde sıkıştırmaktadır. PICT formatının dezavantajı dosyaların yapısından dolayı çabuk bozulabilmesidir. Ayrıca renk ayırımında bazı yazılımlarda sorun çıkardıkları bilinmektedir.

1.12.PIXAR

PIXAR bilgisayarları tarafından kullanılan bir formattır. PIXAR iş istasyonları üç boyutlu grafik ve animasyonlarda kullanılmaktadır.

1.13.Pixel Palnt

Pixel Paint dosya formatı Macintosh Pixel Paint uygulama resimlerini açma olanağını verir. Pixel Paint sadece indekslenmiş renk ve gri skala palet¬lerini destekler.

1.14.PNG

PNG Portoble Network Graphics formatı patentsizdir. PNG kayıpsız Wave Table sıkıştırma yöntemini kullanır. Şu anda mevcut olmayan kayıpsız gerçek renk ve saydamlık bilgilerini içeren resim kalitesini İnternet’e taşımayı amaçlamaktadır. PNG dosyalarındaki saydamlık bilgileri alfa kanalı içerisinde saklanmaktadır. Adam7 yönetimi kullanılarak sıralı yükleme olanaklı olmak-tadır. Ayrıca sıkıştırma için değişik filtreleme algoritmaları sıkıştırma öncesi kullanılabilmektedir,

1.15. PSD

Photoshop Document (PSD) Photoshop uygulamasına özel bir formattır. Formatı farklı işletim sistemleri ve uygulamalar arasında dosya değiş tokuşu sırasında kolaylık sağlamaz. PSD çok sayıda alfa kanalım, path’ı ve katmanı desteklemektedir. PSD dosyaları ikili dosya, indekslenmiş renk, gerçek renk RGB, CMYK, Lab biçimlerini destekler. Çalışma sırasında oldukça uygun olan PSD nihai işlerin matbaa veya internet paylaşımı için uygun değildir.

1.16.Raw

RAW değişik bilgisayarlar ve işletim sistemleri arasında bilgi iletimine izin veren esnek bir formattır, Kanal sayısı, her kanaldaki piksel derinliği dosya uzantısı ve başlık bilgileri tanımlanabilir. Kayıt sırasındaki parametre bilgileri açmak amacıyla dosyayı alan kişiye verildiğinde RAW dosyaları kolaylıkla açılabilmektedir,(16)

1.17.RIFF

RGB olarak kayıt yapan RIFF, Painter programının kullandığı özellikleri dosya ile birlikte kaydetmeye yarar. RIFF ile Floater adı verilen katmanları, plug-in’lerin dinamik özelliklerini dosya ile birlikte kaydedebilirsiniz. Diğer programa özel formatlarda olduğu gibi RIFF dosyasını çoğu başka program açamaz.

1.18.Scitex CT

Scitex Continuous Tone (CT) formatı Scitex bilgisayarları RGB, CMYK ve Gri skala resimler tartından kullanılan bir fomattır, Patentli Scitex baskı sistemleri ile basılan resimlerde ve elde edilen filmlerde Moire desenlerine çok az rastlanmaktadır, bu nedenle yüksek kaliteyi arzulayan profesyonel bir çok dergide kullanılmaktadır.

1.19. TARGA

Truevisin Video kartlarının yaygın olduğu zamanlarda AT&T laboratuarlarında ve DOS ortamında film ve animasyon üretmek için neredeyse oldukça yaygın olan Targa dosya biçimleri RGB gerçek renk ve tek alfa kanalını desteklemektedir.

1.20. TIFF

Tagged-lmage File Format (TIFF) formatı farklı işletim sistemleri ve uygulamalar arasında kayıpsız ve esnek bir dosya değiş tokuşunu sağlaması nedeniyle tüm çalışmalar için uygun bir format olarak bilinmektedir, TIFF’in desteklediği bir çok sıkıştırma vardır. Bunlar arasında en çok kullanılan kayıpsız LZW sıkıştırma yöntemidir. TIFF ayrıca çok sayıda alfa kanalını desteklemektedir, Kayıt sırasında fotoğrafın kullanılacağı işletim sistemi olarak PC veya Mac seçilebilmektedir. TIFF dosyaları ikili dosya, indekslenmiş renk, gerçek renk RGB, CMYK, Lab gibi neredeyse tüm biçimlerini destekler. TIFF dosyalarında katman (Layer) desteği bulunmaz.

post thumbnail

Görüntü Formatları (1)

1.Görüntü Formatları

Tek bir işletim sisteminde mevcut olan tüm dosya biçimlerini öğrenmek zordur. Bir kaç işletim sisteminde bulunan ve gelişen tüm formatları öğrenmek ise neredeyse yakında imkânsız olacaktır. Bu bölümün hazırlanma amacı, sık kullanılan formatlar hakkında bilgi verip kullanılabilmesini sağlamaktır.

1.1.BMP

BMP Windows ve Microsoft’un PCX formatını değiştirerek geliştirdiği bir formattır, Windows 3.1 ve 95 ile birlikte gelen Paint programı görüntüleri bu formatta işlemektedir. OS\2 ile birlikte gelen Paint programının BMP dosyaları çok az bir farklılık gösterir. BMP formatı 1-24 bit arasında değişen bir piksel derinliğini içerebilir. Sıkıştırma seçeneği başlangıçta bulunmamakta idi. Sonradan RLE yani Run-Lenght-Encoding sıkıştırma yöntemi BMP dosyaları için benimsenmiştir. Opsiyon olan bu sıkıştırma görüntüde detay kaybına yol açmaz, yani kayıpsız sıkıştırma yöntemlerindendir. BMP formatı alıcı bilgisayarında Paint’den başka görüntü programı bulunmadığı durumlarda kullanılır. Gidecek resim OS\2 işletim sistemine gidecekse seçeneklerde OS\2 BMP’si işaretlenir.

1.2.Photoshop EPS

Encapsulated PostScript (EPS) lisanı ile yazılan bir dosya biçimidir. Vektör tabanlı ve Piksel tabanlı görüntüleri atabilmektedir. Patenti Adobe firmasında olan bu formatı daha çok matbaalar kullanmaktadır.

EPS T1FF veya EPS PICT Prevlew: Bu dosya biçimleri Photoshop tarafından tam desteklenmemektedir. Quark gibi preview üreten ama Adobe tarafından destek görmeyen programlarda kaydedilmiş dosyaları açma işine yarar. Açılan dosya herhangi düşük rezolüsyonlü görüntü gibi işlenebilmektedir.

post thumbnail

Masaüstü Yayıncılık (4)

1.4. Sayfa Tanımlama Dilleri

Sayfa tanımlama dilleri, yazıcı cihazlarda kullanılan yazı ve grafikleri tek bir komut seti halinde birleştiren dillerdir. Her yazıcının kullandığı bir sayfa tanımlama dili vardır. Günümüzde en çok kullanılan sayfa tanımlama dilleri; PostScript, Pcl ve Ouick Draw dır.

PostScript, Adobe Systems Inc. firması tarafından geliştirilmiştir ve ilk olarak 1985 yılında pazarlanmaya başlanan Apple Lazer Yazıcılarda kullanılmaya başlanmıştır.

Bir postscript belge hem lazer yazıcıdan hem de film çıkış cihazından baskıya gönderilebilir. Değişik kalitede (300-3600 dpi gibi) ve farklı platformdan (Mac, Windows, Sun, Unix gibi) çıkış almak mümkündür. Postscript, çizgiler ve alanlar için vektörel formüller oluşturulmasını sağlar. Böylece küçük puntolu yazılar bile net biçimde basılabilir.

Günümüzde kendi özel sayfa tanımlama dilini kullanan makineler olmasına rağmen Postscript, baskı dünyasına neredeyse tamamen hakim bir standart durumdadır.

Postscript dili ile üretilen efektler (çizim programlarının bazı komutları) postscript olmayan bir yazıcıda kullanılamaz. Postscript olmayan bir yazıcıda, sadece, ekranda görülen kalite basılabilir.

PCL, Hewlett-Packard tarafından Microsoft işletim sistemleri için geliştirilmiştir.

QUICKDRAW ise Macintosh bilgisayarlar için, Apple tarafından geliştirilmiş bir sayfa tanımlama dilidir ve profesyonel grafik tasarımcıların ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır.

1.5. RIP (Raster Image Processor)

PostScript grafik ve şekilleri veya PostScript olmayan yazı ve şekilleri film, kağıt vb. diğer materyaller üzerine çıktısının alınabilmesi için, grafik ve şekilleri çıktıya hazır duruma getiren programa RIP denir.

Postscript sayfa tanımlaması herhangi bir kayıt cihazına özgü olmadığı için, sayfa baskıya hazır hale geldiği zaman, bu tanımlamanın kaydı yapacak cihaza özgü nokta verilerine dönüştürülmesi gerekir. Bu veriler (örneğin film üzerine) hangi noktaların pozlandırılacağını tanımlar. RIP’ ler yazı, grafik ve şekilleri tanımlayarak bu yazı, grafik ve şekilleri büyüklü-küçüklü noktalardan tekrar oluştururlar (Rasterize işlemi) Oluşturduğu bu görüntüyü lazer pozlandırıcıya (Recorder)’ a gönderirler. RIP’in asıl görevi bilgisayar çıktısı alınırken kağıt vb. materyallerde nerelere mürekkep gönderileceğine karar vermektir.

RIP yöntemi, bir masaüstü yayını uygulaması tarafından oluşturulan Postscript verinin RIP’ e gönderilmesi ile başlar. Postscript veri RIP’ e gönderildiği zaman, giriş input plug-in, kalibrasyon ayarlarının yapıldığı sayfa düzenine bağlanmıştır. Sayfa düzeni, çözümleme, ekrana getirme, ayırma, sayfa etkileri ve benzeri işlerin nasıl olacağını gösterir. Kalibrasyon ayarı, var olan renk tonu seviyesini gerçek renk tonu seviyesine getirir ve bununla ilgili bazı bilgileri içerir; nokta şekli, nokta sıklığının oranı gibi.

RIP sayfa düzenini uyguladıktan ve kalibrasyon ayarını yaptıktan sonra, Post Script grafikler nokta grafiğine dönüştürülür. Sayfa düzeninin özelliğine bağlı olarak işin çıktısı, yüksek netlikteki nokta grafikli veri yada CMYK Tiff dosyası olarak alınır.

Lazer yazıcılarda kullanılan RIP’ ler iki çeşittir:

1) Donanım (Hardware) Ripleri

2) Yazılım (Software) Ripleri

Donanım (Hardware) Ripleri; Kağıt, aydınger gibi materyaller üzerine çıktı veren lazer pozlandırıcılar içine yerleştirilmiş olan RIP’ lerdir. Ucuz ve değişik amaçlarla kullanıma elverişli olduğu için piyasada en çok kullanılan RIP çeşididir. Fakat kullanılan alanda yetersiz kaldığında geliştirme ve yeni özellik kazandırma imkanı yoktur.

Yazılım (Software) Ripleri ise belli bir alanda etkili olarak çalışabilmek için donanım RIP’ lerine göre daha esnek olarak geliştirilmiştir. Genellikle disket üzerinde gelir ve çoğu bilgisayarda kullanılır. Software RIP’ leri, Postscript olan yada olmayan yazı ve şekilleri, yorumlar ve yüksek çözünürlükte bilgisayar (bitmapped) görüntüsünü oluştururlar. Oluşturulan bu görüntüler, lazer pozlandırıcı vasıtasıyla film vb. materyaller üzerine aktarılır.

1.6. Çözünürlük Birimleri

Çözünürlük sözlük anlamı olarak, belirli bir alan içindeki öğe sayısı olarak açıklanabilir. Masaüstü yayıncılıkta temel olarak üç çeşit çözünürlük birimi vardır:

1.6.1. LPI (Line Per Inch)

İnç başına düşen çizgi sayısı anlamındadır. Burada çizgi ile anlatılmak istenen tramdır. Bu tram nokta, çizgi veya herhangi bir tram nokta çeşidi de olabilir. LPI birimi görüntüdeki tram nokta sıklığını verir.

1.6.2. PPI (Pixels Per Inch)

İnç başına düşen piksel sayısı anlamındadır. Dijital ortamda bir görüntü piksel adı verilen küçük noktacıklar ile oluşturulur. Bu noktacıklar küçük karecikler şeklindedir ve ekranda görülen görüntü bu karelerden oluşturulur. PPI birimi genellikle görüntünün tarayıcı ve bilgisayar ortamındaki çözünürlüğünü vermek için kullanılır. Eğer bir görüntünün çözünürlüğü 300 ppi ise bu görüntünün bir inch’inde 300 piksel var demektir. Görüntünün tamamındaki piksel sayısı da boyutlarına göre hesaplanabilir.

1.6.3. DPI (Dot Pe Inch)

İnç başına düşen nokta sayısı anlamındadır. Görüntüden çıkış alındığında görüntüyü oluşturmak için kullanılan noktaların çözünürlük birimi DPI ile ifade edilir. Dpi ile ppi aynı çözünürlüğü ifade edebilirler. Ancak tarayıcı ve bilgisayardaki çözünürlük ile çıkış çözünürlüğünü kavramsal olarak ayırmak için kullanılırlar.

Çözünürlük ölçümünde kullanılan ölçü biriminin inç olmasının sebebi bilgisayar ortamındaki ölçümlendirmenin inç üzerinden yapılması yüzündendir. Çünkü bilgisayar sistemini geliştiren ülkelerdeki ölçü sistemi, bizdeki metrik sistem yerine inç ölçü sistemidir

sayfa 1 - 212
Matbaa Eğitim Merkezi Theme Plugin XHTML Eğitim ve Ögretim