Şevket Evliyagil
Matbaaturk.org ekibi adına Gazi Üniversitesi öğretim görevlisi
Gülnaz Gültekin’in aşağıdaki sorularına Şevket Evliyagil’in yanıtlarıdır.
1.KONU : Sayın Hocam, yeni nesil, Ajans-Türk efsanesinin doğuşunu, gelişimini, bugününü ve geleceğe bakışını merak ediyor. Bu çerçevede Şevket ve Necdet Evliyagil kardeşlerin Türkiye’nin Başkentinde matbaacılık sektörüne katkılarını öğrenmek istiyor.
1.YANIT : Ajans-Türk’ün 50. Kuruluş yılı için bir “kitap-albüm„ hazırlanmıştır. Yakında basımı bitirilecek olan bu yapıt’a bir “ÖNSÖZ„ yazan Ankara Ün. İletişim Fakültesinin efsane hocalarından sayın Nevzat Dağlı’nın tümceleri bu sorunuzu yansız bir görüşle çok güzel yanıtlamaktadır:
“ ÖNSÖZ- Ajans-Türk kuruluşunun yaşam öyküsünü yazılmaya değer ve anlamlı kılan, yalnızca Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik yaşamının son 50 yılına tanıklık etmesi değildir. Belki de bu öykünün daha etkileyici yönü, öykü kahramanı Şevket ve Necdet Evliyagil kardeşlerin, kültür-sanat, iletişim, eğitim ve politika sahnesinde üstlendikleri rolleridir.Daha öğrencilik yıllarında basım ve yayımcılık dünyası ile tanışan ve kısa sürede kendilerine bu ortamda önemli bir yer edinen Evliyagil Kardeşler, üstlendikleri rollerini iyi yapamamış olsalardı, bugün yarım asırdan fazla geçmişi olan Ajans-Türk kuruluşundan da söz edilemezdi. Tarih başarıyı bir kez daha, doğru yerde, doğru zamanda, doğru kararlar alabilen kişilere sunmuştur. Bu nedenle, Evliyagil kardeşlerin yer olarak Ankara’yı seçmeleri, çok partili yaşamın ilk iktidar değişikliğinde girişimci olmaları ve iş alanı olarak da basım ve yayımcılığı yeğlemeleri bir rastlantı diye düşünülmemelidir.İstanbul’da 1940’lı yıllarda halkevi ortamında Atatürkçü düşünce sistemini özümseyen ve Anadolu Ajansı’nın kuruluşundan 31 yıl sonra aynı amaçlarla Ajans-Türk’ü kuran bu iki kardeş; Ankara’da attıkları ilk adımı kararlı bir yürüyüşe dönüştürüp, önemli bir yere gelebilmişlerse, bu yolculuğun kamuoyu tarafından da bilinmesinde yarar olacaktır. Nevzat Dağlı Ankara Ün. İletişim Fak. (E) Öğretim Üyesi „
2.KONU : 50 Yıllık ömründe Ajans- Türk gerçekten bir okul gibi çalıştı. Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’ndaki hocalık yıllarınızda pek çok genç insanın bu sektöre kazandırılmasına katkı sağladınız. Bugün Ankara’daki reklam/tanıtım ajanslarının önemli bir bölümü, basımcılık işini sizinle tanımış insanların işletmeleridir. Ayrıca irili ufaklı pek çok matbaa işletmesinin yapıtaşlarına baktığımızda da Ajans-Türk izlerine rastlıyoruz. Ajans-Türk’ü kurarken planda bunlar var mıydı? Şimdi bu noktadan mevcut duruma baktığınızda, yeniden geçmişe dönmeniz mümkün olsa benzer şeyler yapar mıydınız ? Ya da matbaacılık sektörüyle ilgili daha neler yapar veya yapmazdınız?
2.YANIT : İkinci konuda belirttiğiniz yönler 50 yıllık süreçte Ajans-Türk’ün gerçekleştirdiği sonuçlar olmasa idi; “sevgili Gülnaz Gültekin abartıyor… „ diyecektim. Bir ölümlü için girişimlerinin böylesine sonucunu görmek en büyük ergi’dir. Buna karşın iş yaşamına başlarken kardeşim Necdet Evliyagil ile Ajans-Türk’ü kurarken, sıra dışı bir işyeri kurmak, doğru-güvenilir-erdemli çalışmak en büyük erek’imiz idi. O günden bugünkü tabloyu kimse göremezdi. Örneğin kardeşim Necdet kısmen görmüştür. Yarınlarda ulaşılacak noktaları da ben görmeyeceğim. Özyapılarımız gereği erdemlilik çizgisinden hiç ayrılmadık. Çok çalışarak bugünkü Ajans-Türk’e eriştik.Aslında Ajans-Türk bir basımevi olarak değil Evliyagil kardeşlerin uğraşları gereği Ankara’da ilk özel haber ajansı olarak kurulmuştur.Şevket Evliyagil, ekonomi tahsilinden ve İstanbul’da mavi başlıklı “YENİ İSTANBUL „ gazetesi yazı işleri müdürlüğünden sonra Adnan Menderes-Üzeyr Avunduk ve Faruk A. Sünter tarafından Ankara’ya “Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları„ nın kurucu müdürlerinden birisi olarak getirilmiş ve bu kuruluşun gelişip gerçekleşmesinde yıllarca başrolü oynamıştır. Aynı dönemde Necdet Evliyagil, Falih Rıfkı Atay ve Bedii Faik tarafından yayınlanan “ Dünya Gazetesi„nin Ankara temsilcisi idi. Evliyagil kardeşler bu görevlerini yürütürlerken diğer yandan da yaşamlarını bağlayacakları, kendi işleri olan “Ajans-Türk”ü kurdular. Hem “Ajans-Türk Özel Haber Ajansı” hem de “Ajans-Türk Basımevi”, bugün Ankara Atatürk Bulvarın’daki “Vakko” mağazalarının yükseldiği yerde bulunan Yağcıoğlu ailesinin boşaltılmış tarihi villasına ve arkasındaki büyük bahçesine yerleşmişti. Haber Ajansı’ndan Çağdaş Basımevi’ne1951 yılında Yenişehir Karanfil sokaktaki “Yağcıoğlu Villası’nda”, etkinliğe başlayan “Ajans-Türk” Haber Ajansı’nın ve 1952 yılı sonunda ilk nüveleri oluşturulan Ajans-Türk Basımevi’nin gelişmesi sürerken; Evliyagil kardeşlerin özel “Ajansçılık” uğraşlarındaki başarılarını nedense kabullenemeyen bazı çevrelerin ve uğraşdaşlarının etkisiyle, gazeteler ve aboneler Ajans-Türk’e olan bağlantılarını kesmeye başladılar. Haber servisindeki daralma nedeniyle de Evliyagil Kardeşler zorunlu olarak yoğunluklarını küçük basımevlerini geliştirmeye yönelttiler. Bunun için haber ajansı merkezi olarak kullandıkları “Yağcıoğlu Villası”nda gerekli fiziksel değişiklik ve onarımlar yapılarak binanın giriş katını yönetim ve dizgi işlerine, bahçe katını da baskı makinalarına ayırdılar. Kuruluş geliştikçe, yandaki apartmanların garaj ve zemin katlarına da taştı. Ama buralara da sığılamadı. Ajans-Türk 13 yıl sonra ikinci yerleşke olarak Kızılay Meydanına açılan Ziya Gökalp Bulvarında basımevi olarak yaptırılan kendi binasına taşındı.
Evliyagil Kardeşler, o günlerin dar dış alım koşulları içinde, çok zor olanaklarla ithal ettikleri, o yılların en çağdaş makinaları, teknikleri ve yönetim biçimleriyle basımcılığa başladılar. Böylelikle Ankara’da yıllardır özlenen ve sürekli önder niteliği kazanan bir basımevi kurulmuş oluyordu.Yeniden geçmişe dönmeniz mümkün olsa,benzer şeyler yapar mıydınız? Ya da matbaacılık sektörüyle ilgili daha neler yapar veya yapmazdınız sorusunun yanıtı: “- Sevgili kızım olanaksız bir rüya için ne diyelim, inancıma göre herşey bir alınyazısıdır, herşey bir yazgıdır… Kanımca önemli olan ilkeler, erdemler ve güvenilir olmaktır…„
3.KONU : Ankara’da ve Türkiye’de matbaacılık mesleğinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?3.YANIT : Sevgili Gülnaz, uğraş alanımız yönünden yanıtlanması hoşuma gitmeyecek bir soru yönelttin. İlgim ve uzun süren yaşamım nedeniyle klasik basımcılığın içindeydim. Bundan yaklaşık 20yıl önce Macintosh’un Ankara temsilcisi Yalçın Tuğsavul ilk Macintosh’u Ajans-Türk’e getirdiğinde bu aygıtların iş ve kişisel varlığımıza bu ölçüde egemen olacağını aklımıza getirmemiştik. Her alanda olduğu gibi tüm dallarıyla basımcılık alanı da bilgisayarların buyruğundadır. Bilimin ve ekonominin diğer alanlarında bu egemenlik olumlu yönden üretimin kalitesini etkilemektedir. Örneğin Türkiye’deki bir hastane, New-York’daki bir hastaneye bağlanarak herhangi bir operasyonun daha güvenle yapılmasını sağlayabilmektedir. Bir kumaşın dokunmasında bilgisayarlı makinalar daha sağlıklı üretimi sağlayabilmekte ya da bilgisayarlarla donatılmış bir laboratuvar hatasız sonuçlar alabilmektedir. Bunlar gibi bir kentin elektrik faturaları, bir ulusun sayımı, vergi denetimleri dakikalar içinde güvenli biçimde yapılabilmektedir. Tüm bunlarda bilgisayarlar üretilen hizmeti ya da ürünün daha iyi olmasını sağlamakta, üretim araçlarını ortadan kaldırmamaktadır. Oysa bizim ilgimiz içinde olan gazete-dergi-kitap gibi basımcılık alanında durum çok farklıdır. Bu konuyu oğlum Sarp Evliyagil bir raporunda şöyle açıklamıştır:“Matbaacılık Mesleği hergün gelişmekte olan ve tüm ürünleri kapsayan (Ambalaj basımı ve üretimi dışında) gazete basımcılığı yayıncılığı-dergi basımcılığı-yayıncılığı-kitap basımcılığı ve yayımcılığı-broşür, Insert, katolag basım ve yayımcılığı dahil gelirlerini satış, pazarlama ve reklam girdilerinden sağlayan sektörlerin tümü “elektronik medya” egemenliğinin etkisi altındadır. !970’lı yıllar ile birlikte Televizyon’un yani görsel medyanın yaygınlaşması ile dar bir rekabet yaşayan sektörün bir bölümü (Günlük gazete ve periyodik basılı yayınlar gibi) !990’ların ikinci yarısından sonra yaygınlaşan Internet ile çok daha geniş açılı bir rekabet ortamına girmiştir. Elinde bilgisayarı ve yanında renkli printer’ı olan her birey küçük çaplı bir “basım işi” gerçekleştirebilmektedir. Artık herkes evinde kendi kartvizitini, davetiyesini ya da tebrik kartını hazırlayabilmektedir. Bunun ötesinde internet sayesinde insanlar davetiyelerini mektup, telgraf gibi basılı haberleşme araçlarına da gerek duymamaya başlamışlardır, tüm bu iletişimler cep telefonu mesajları ya da bilgisayar ortamında “elektronik posta” ile yapılabilmektedir. Yine sabahleyin internetten gazetenizi son dakika haberleri ile okuyabiliyor ve sizi ilgilendiren bölümlerini kağıda basabiliyorsunuz.
Tüm bu “karşısında durulamaz teknolojik rekabetin” diğer tarafında insanların “alışkanlıkları ” bulunmaktadır. Bu alışkanlıklar, gazete, kitap okumayı, basılı malzeme ihtiyacını şu anda artarak da olsa devam ettirmektedir.
Kanımca kısa ve orta vadede (yani 5-20 yıl arası) Dünyada ve Türkiyede basılı malzeme ihtiyacı artış trendinde olacak, fakat uzun vadede elektronik kitabın, elektronik katlanabilir gazetenin yaygınlaşması ile bu artış trendi önce durağan’a, daha sonra azalışa dönüşecektir, çünkü teknolojik yeniliklerin karşısında konvansiyonel sistemlerle durmak imkansızdır. Tüm bu yazdıklarım basılı iletişim malzemeleri kısmı ile ilgilidir. Matbaacılık; nüfus artışı ile birlikte “Ambalaj sektöründe” sürekli tüketim artışını yaşayacaktır.
Ülkemizde ve Ankara’da da gelecek; Dünya’daki Matbaacılığın geleceğine paralel gidecektir. Fakat gerek Gayri safi milli hasılamızın düşüklüğü, gerekse eğitim açısından gelişmiş ülkelerin gerisinde olmamız, yukarıda bahsettiğim, bilgisayarlaşma ortamını geciktireceği için, Ülkemizde bu rekabeti ve Matbaacılığın aleyhine gelişecek sonuçları, ileri Batılı ülkelerden biraz daha geç yaşayacağız. „
4.KONU : Bildiğiniz gibi, Türkiye’de matbaacılık alanında çok ciddi bir örgütlenme sorunu var. Bilinçsiz rekabetin, gerekli politikaların oluşturulamamasının, eğitim kurumları ile basım sektörü arasında istendik düzeyde iletişim ve etkileşimin sağlanamamasının, kamuda matbaa yatırımlarının önlenemeyişinin ve bütün bunlara bağlı olarak basım sektörünün gelişememesinin temel nedenlerinden biri olan örgüt yoksunluğunun temel nedenleri ve çözüm yolları hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
4.YANIT : Dördüncü konuda ortaya koyduğunuz konular ve yönelttiğiniz sorular Türk basımcılığının tedavi edilememiş hastalıklarıdır. Ülkemizde basımcılar dışında tüm meslek grupları kendi aralarında örgütlenmişlerdir de basımcılar bu başarıyı gösterememişlerdir. 1970′li yıllarda kişisel girişimlerimle “Türk Basım Birliği„ kurulmuştu. Başkanlığımda Türk Basımcılığının büyük ismi Apa Ofset kurucusu ve sahibi Mazhar Apa, İzmir Ticaret Basımevi sahibi Mehmet Yılmaz, Baylan sahibi Kaya Baylan, Tisa sahibi Orhan Köseoğlu, Koza sahibi Ali İpek, Ali Alkan’dan oluşan yönetim kurulu büyük bir hevesle çalışmaya başladı.
Amaç; Vergi vermeden ve devletten her tür korumayı görerek, yozlaşmış bazı dernek ve devlet basımevi işletmelerini ve örgütlerini, hukuk, kamu düzeni ve yasalar içine sokmaktı. Burada anlatımı sayfalar dolduracak çok ciddi büyük çalışmalara, her kesimde yapılan çalışmalara, toplantılara, yayınlara karşın 2001 yılındaki ekonomik patlamanın yoz’unu oluşturan o dönemde ne yazık ki bir sonuç alınamadı.
Basımcılık alanındaki bu yozlaşma 2003 yılında da sanki korunarak hala sürmektedir. Bugün ülkede geçici heveslerle kurulmuş, üretim alanındaki işe yarar işçileri ve uzmanları yüksek ücretlerle bünyesine almış, vergiden bağışıklı tembel devlet Basımevleri ile, özel yasalarla vergiden korunan ve yarı resmi kimlik taşıdıkları için sanki denetimleri özel kesim basımevlerine göre daha hoşgörülü olan dernek basımevleri ve büyük federasyon ve konfederasyon işletmeleri konuyu bilenler için büyük bir ekonomik sorun yumağı haline getirilmiştir.
Basımcılık alanında bunun en somut örneği Devletin koruması altındaki Türk Tarih Kurumu Basımevidir. Büyük Atatürk tarafından Türk Tarihi, Türkiye Tarihi konularında çalışmak üzere kurulan bu kurum, ülkenin en büyük basımevini kurarak
Sincan Sanayi Bölgesindeki görkemli düzeni ile korumalı ticari faaliyetini sürdürmektedir.
5.KONU : Matbaacılık, Şevket Evliyagil’in seçimi miydi? Matbaacılık yapmasaydı ne iş yapmak isterdi? Yeniden dünyaya gelse seçeceği meslek ne olurdu?
5.YANIT : Lütfen 2.nci yanıt’ı okuyunuz.
6-7.KONU : Üçüncü bin yılda bilinçli ya da bilinçsiz, matbaacılık mesleğini seçenlere ne tür önerilerde bulunursunuz?
Türkiye’de Matbaacılık eğitimine ilişkin görüşlerinizi alabilir miyiz? (Orta ve yükseköğretim düzeyinde ) Yaşamını matbaacılık mesleğine adamış bir büyüğümüz olarak, bizlerden beklentilerinizi öğrenebilir miyiz?
6-7.YANIT : Lütfen 3.ncü yanıt’ı okuyunuz.
8.KONU : Ajans-Türk Vakfı’nın çalışmaları hakkında bilgi alabilir miyiz? Ajans-Türk Vakfı’na, Gazi Üniversitesi Matbaa Bölümü’nden ya da bir başka eğitim kurumundan ortak eğitim projeleri yapma teklifi gelse (ofsetçi, matbaa yöneticisi, mücellit, müşteri temsilcisi gibi sektörün ihtiyaç duyduğu elemanların yetiştirilmesine yönelik) sizce yaklaşım nasıl olur?
8.YANIT : Ajans-Türk Vakfı senedine göre, Vakıf basımcılık mesleğinin daha bilimsel biçimde gelişimini sağlamak, bu alandaki ara insan gücü ihtiyacını karşılamak maksadıyla ortaokul ve lise düzeyinde eğitim görmüş fakat bir meslek edinememiş çalışkan ve uyanık gençleri sistemli kurslar ve benzeri çalışmalar yoluyla yetiştirip bir meslek sahibi kılar. Böylece onları iş hayatına ve bir mesleğe hazırlamak üzere özel öğretim kurumu olarak eğitim merkezi (Merkezleri) kurar, kurslar açar ve bunları işletir, gerektiğinde ilgili özel ve kamu kuruluşlarıyla işbirliği yapar.Bilim, sanat, şiir, eğitim-öğretim ve benzeri alanlarda yurdumuzun kültür yaşamına yapacağı veya yaptıracağı yayınlarla katkıda bulunur. Bu maksatla ilgilileri bu alana teşvik etmek üzere yarışmalar düzenler, başarılı olanları ödüllendirir.Milli Eğitim Bakanlığı ve kurumları ile iş ve endüstri arasında – konularıyla ilgili olarak- işbirliği yapar, kurulmuş işbirliğini destekler… gibi görevlerle yükümlüdür.
Vakıf bu güne dek Yerleşkesinin hemen yanında Şevket Evliyagil Ticaret-Anadolu Ticaret ve Anadolu iletişim Meslek liselerini gerçekleştirmiştir.Soru’nun içindeki işbirliği önerileri Vakıf’dan çok Ajans-Türk Basın ve Basım Kurumunu ilgilendirmektedir. Ajans-Türk bu konularda görüşmeye açıktır.
SON






