Kategori: Baskı Öncesi Hazırlık

post thumbnail

Ders Kitabının Tasarımı

1.1.Tasarım Öğeleri

Ders kitaplarının tasarımında boyut, doku, çizgi, renk, şekil ve boşluk öğeleri önemlidir. Doğru seçilmeleri, etkili bir tasarım için önemlidir. Aşağıda bu öğelerin özellikleri ve kullanılabilecekleri yerler açıklanmıştır:

1.1.1.Boyut

Boyut, araçların uzunluk, genişlik, derinlik ve yüksekliği ile ilgilidir. Kitapta fiziksel yapı özellikleri ile öğretici öğelerin tasarlanmasında kullanılır. Boyutun seçilmesi kitabın kullanımı ve öğretici öğelerin etkililiği için önemlidir. Kitabın ve kitaptaki öğelerin boyutuna karar verirken şunlara dikkat edilmelidir:

Gelişim düzeyi: Öğretici araçlar, rahatlıkla algılanabilecekleri boyutta olmalıdırlar. Bunun için, özellikle ilköğretimin 1. kademesine yönelik ders kitaplarında, öğretici araçların kolay algılanacak boyutta sunulması gerekir. Diğer öğelerin etkisini azaltacak şekilde her hangi bir öğeye yer verilmesinden, sayfaya hakim olacak boyutlardan kaçınılmalıdır. Kitabın fiziki boyutu belirlenirken ise, çocukların fiziksel gelişim düzeyleri dikkate alınmalıdır. Buna göre, rahat kullanım sağlayacak en uygun boyut seçilmelidir.

Bilgilerin çokluğu: Bazı kitaplarda sunulan bilgilerin çokluğuna karşılık, küçük boyuttaki araçlar kullanılmaktadır. Bu durumda baskının kalitesizliğiyle birlikte öğeler birbirine karışmaktadır. Bunun için, gereksiz öğelerin sunulmaması; sunulması gerekenlerin diğer öğeleri zedelemeyecek boyutta olması gerekmektedir.

Sayfa sergisi: Boyuta öğretici öğelerin işlevleri ve yerleşimleri göz önüne alınarak karar verilmelidir. Boyut algısını, öğrencilerin gelişim seviyeleri nesneler hakkındaki bilgileri ve araçtaki öğelerin konumu etkiler. Öğrenciler duyu organları gelişmediği veya gerekli bilişsel yeterliliğe gelmedikleri için aracın boyutunu algılamayabilirler. Ayrıca gelişim seviyesi ne olursa olsun, öğrencinin nesne hakkında bilgisinin olmaması aracı gerçek boyutunda algılanmasını engelleyebilir. Bunun için, nesnenin yanında çok iyi bilinen başka bir nesnenin sunulması etkili bir yoldur. Özellikle ilköğretimin 1. kademesinde yeni öğretilecek nesnelerin gerçek boyutunun algılanması için, sık sık bilinen nesnelere yer verilmesi gerekebilir. Diğer taraftan, aracın içindeki öğelerin konumları da algılamayı etkiler. Araçlarda uzaklık ve derinliğin sunuluşu yeni öğretilecek nesnelerin boyutunun algılanması açısından önemlidir.

post thumbnail

Monitörden Baskıya Rengin Serüveni

Kemal Demir

Yayımcılığın en önemli uygulamalarından biri olan renk konusu, aynı zamanda en çok sorun yaşanan alanlardan birisi. Rengin yapısından gamma düzeltmesine, renk evreninden pantone kataloglarına kadar pek çok konuda bilgi sahibi olabileceğiniz dosya konumuz, tarayıcıdan monitöre, imaj işleme yazılımından baskıya uzanan yolda renginizin solmaması için pusulanız olacak.

Masaüstü yayıncılık tarihinin ilk zamanlarından bu yana yayımcıların en büyük dertlerinden biri, kullanılan üniteler arasındaki renk tutarlılığını sağlamak olmuştur. Baskıdaki renklerin doğruluğu, ilk baskı ve sonuncu arasındaki renk tutarlılığı gibi kriterlerin yanı sıra, taranan ya da dijital kamera ile çekilen bir görüntünün bilgisayara doğru renk değerleriyle ulaşması da son derece önemlidir. Teknolojinin gelişimiyle birlikte bu problemin üstesinden gelmek için çok çeşitli araçlar kullanıcıların hizmetine sunulmuş durumda. Ancak bu araçlardan en iyi şekilde yararlanmak ve renk yönetiminin anlamını kavrayıp uygulamak için renklerin dünyası hakkında da bilmemiz gereken noktalar bulunuyor. Bu nedenle teknik konulara balıklama dalmadan önce biraz pratik bilgi, renk konusundaki altyapımızı perçinleyecektir.

Görülebilir Spektrum

Elektromanyetik spektrumun insan gözü tarafından görülebilen kısmına genel anlamda ?ışık? diyoruz. 400 ile 700 nanometre dalgaboyları arasındaki bu aralık temel olarak kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor renklerden oluşur. Bu temel renklerin kombinasyonları, gördüğümüz milyonlarca değişik rengi oluşturur. Görülebilir spektrumdaki bütün renklerin karışımı da beyaz ışıktır. Diğer bir deyişle beyaz renk, tüm renkleri bünyesinde barındırır. Objelerin üstüne düşen ışık içindeki renklerin bir kısmı, obje tarafından emilir ve bir kısmı da yansıyarak gözümüz tarafından algılanır. Örneğin sarı bir muz, üstüne düşen ışığın bir kısmını emer, bir kısmını da yansıtır. Sarı rengin dalga boyu, yansıttığı ışık içindeki diğer renklere göre daha fazla olduğu için muz gözümüze sarı renkte görünür. Eğer bütün renkler emilip hiçbiri yansımıyorsa objenin rengini ?siyah? olarak görürüz. Tüm renkler yansıyor ve hiçbir renk emilmiyor ise objenin rengi beyazdır.

Bir rengin sahip olduğu dalga boyunun grafiksel eğrisine, o rengin ?spektral tanımı? denir ve fiziksel olarak rengin parmak izi gibi görülebilir. Spektral veriler, spektrofotometre adı verilen bir araçla ölçülür. Spektral eğri bize rengin tam tanımını verse de işin rengi görüntüleme ve baskıya gelince değişir. Bu noktada karşımıza CMYK, RGB, HSB gibi modeller çıkar.

Renklerin Üçlü Modellerle Tanımlanması

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, spektral tanım bir rengin en doğru verisidir, ancak milyonlarca ayrı renk ve spektral tanım, rengin pratik kullanımı için hiç de ideal bir yol değildir. En gelişmiş görüntü algılayıcı sistemlerden bile daha verimli şekilde işleyen insan gözünde bile, her bir renk için ayrı hücreler bulunmadığını biliyoruz. Bu nedenle bilim adamları renkleri tanımlamak için daha basit yöntemler araştırıp geliştirmek zorunda kaldılar. İnsan gözü kırmızı, mavi ve yeşil dalga boylarına duyarlı olan hücrelere sahiptir. Bu noktadan yola çıkılarak renkleri üç değişkenli modellerle tanımlama çalışmaları başlamıştır.

RGB (Red Green Blue)

Beyaz ışık, renklerin tümüne sahip olduğuna göre, hiç ışık olmazsa elimizdeki tek şey karanlık ve siyahtır. Bu durumda belirli miktarlarda kırmızı, mavi ve yeşil ekleyerek istediğimiz rengi oluşturabiliriz. Bu üç rengin en yüksek yoğunlukta eşit karışımı ise beyazı oluşturur. RGB renk modelinde renkler bu üç ana rengin değişik oranlarda eklenmesiyle (additive colors) oluşur. RGB modeli insan gözünü taklit eden dijital ünitelerde (Tarayıcılar, Dijital Kameralar gibi) ve monitörlerde kullanılır.

CMYK (Cyan Magenta Yellow blacK)

Siyahtan beyaza gitmek RGB modelle mümkün, ancak elinizde beyaz varsa ve siyahı elde etmek istiyorsanız, senaryo değişmek zorunda kalır. Monitör ve tarayıcılar gibi belirli bir kaynaktan ışığı yayma (emission) metoduyla çalışan üniteler için RGB model çok uygundur. Ancak yazıcı ve baskı makineleri gibi üniteler renkleri kağıt ve benzeri materyaller üzerinde oluşturdukları için, yansıma (reflection) metodunu kullanmak durumundadır.

Işıksız bir ortamda renkleri ve beyazı oluşturmak için kırmızı, mavi ve yeşili ekliyorsak, beyaz ortamda bu işlemin tersini yapmalıyız; yani kırmızı, yeşil ve mavi renkleri çıkartmalıyız (substractive colors). Bu işlemi yaparken mürekkep olarak adlandırdığımız filtreler kullanılır. Örneğin, cyan mürekkebi kırmızı rengi soğururken mavi ve yeşil renkleri yansıtır. Aynı şekilde magenta yeşili, sarı ise maviyi soğurur. Bu nedenle, baskı işleminde renkleri elde etmek için kırmızı, yeşil ve mavi ışığı kontrol eden cyan, magenta ve sarı renkteki yarı geçirgen mürekkepler kullanılır (CMY). Filtre olarak kullanılan bu mürekkeplerin yoğunluğunu kontrol etmek içinse tram yüzdelerinden faydalanılır. Tramlar değişik oranda ve açılarda baskı sonucu kağıt üzerinde bir araya gelerek değişik renk tonlarının oluşmasını sağlarlar.

Teorik olarak, bu üç mürekkep eşit olarak en yüksek yoğunlukta karıştıklarında bütün renkleri soğuracağı için ışık kalmaz ve ortaya siyah çıkar. Fakat kağıdın beyaz yüzeyinden gelen yansıma bu rengin tam siyah değil, koyu kahverengi gibi görünmesine neden olur. Bu yüzden siyah mürekkep baskı işleminde yardımcı bir filtre olarak kullanılır.

Üç Boyutlu Tanım: HSL yada HSB

Renkleri üçlü modelle tanımlamanın bir başka yöntemi de üç boyutlu bir evren kullanmaktır.

Hue: Temel renk özü (sarı, kırmızı, yeşil gibi) ortadaki renk tekerleği üzerinde açısal değerle gösterilir

Saturation: Rengin doygunluğu (Canlı veya pastel),

Lightness veya Brightness: Rengin parlaklık ve koyuluğu

Buraya kadar renklerin üçlü tanım modellerini gördük. Yalnız RGB gibi üçlü modeller bize sağlam bir standart sunamazlar. Çünkü, monitörlerin, tarayıcı ve yazıcıların hatta insan gözünün bile her birinin ayrı RGB renk evreni vardır. Kısacası RGB ve CMYK renk modelleri ünite bağımlıdır. Bünyesinde bu derece çeşitli standartlar barındıran bir model, temel renk ölçümleri için kullanılamaz. Bu problemin çözümü için uğraşan CIE (Commission Internationale d?Eclairage) bilim adamları birer standart olacak değişik üçlü renk modelleri geliştirmişlerdir.

CIE Renk Modelleri

CIE renk sistemleri diğer üçlü renk modelleri ile benzeşirler. Onları farklı ve gerekli kılan özellikleri ise üniversitelerden bağımsız olmalarıdır. Başka bir deyişle gözlemci veya kullanılan ünitenin renk kapasitesine göre sınırlandırılıp değişkenlik göstermezler.

CIE XYZ Modeli

(Standart Gözlemci)

1931 yılında geliştirilen CIE XYZ modeli diğer CIE renk modellerinin temelini oluşturur. Bir grup renk uzmanı tarafından değişik objeler üzerinden toplanan renk verileri RGB olarak X,Y,Z değerleriyle eşleştirilerek elde edilmiştir. Ortaya çıkan renk modeli insan gözünün gördüğü renklerin ortalaması olarak kabul edilir.

CIE L*a*b* (Renklerin Mihenk Taşı)

Sıradaki hedef, renk karşılaştırmaları için tekrarlanabilir bir model formülize etmekti. Renk ve boya üreticilerinin standart şekilde üretim yapabilmesi için gerekli olan bu model 1976 yılında geliştirildi. Daha önce geliştirilen XYZ modeli, doğası gereği bu tür karşılaştırmalar için uygun değildi fakat böyle bir modelin geliştirilmesi için temel oluşturdu.

CIE L*a*b* renk modeli, bir rengin aynı anda hem kırmızı hem de yeşil, benzer şekilde hem mavi hem de sarı olamayacağı teorisine dayanmaktadır. Bu şekilde bir rengin sarı/mavi ve kırmızı/yeşil özelliklerini tanımlamak için değerler kullanıldı. Bu modelde bir renk tanımlanırken, a* kırmızı/yeşil değeri, b* sarı/mavi değeri, L* ise parlaklığını (tonunu) belirler.

Kuyumcular altın madenini mihenk taşı dedikleri taşa sürüp bıraktığı izi standartlarla karşılaştırarak ayarını bulurlar. CIE L*a*b* renk modeli, belirli bir rengi bir modelden başka bir modele çevirirken kullanılır.

Delta E (?E)

Renk Farkı Formülü

CIE L*a*b* modelinin sağladığı önemli diğer bir özellik belirli iki rengi birbiriyle karşılaştırıp farkı bulmaya yarayan Delta E (?E) değeridir. ?E değeri renkler arasındaki farklılığı matematiksel olarak formülle elde eder. Baz alınan değer CIE L*a*b* modeli içinde seçilen iki renk arasındaki mesafedir. Özellikle renklerin bir modelden başka bir renk modeline çevriminde gözönüne alınan bu fark, değişikliğin ne derece büyük ya da küçük olduğunu gösterir. Böylece çevrim sonrası renklerin ne kadar birbirine yakın olduğu anlaşılır. İnsan gözü ?E farkı 2?nin üzerine çıktığında farklılığı algılamaya başlar. Ancak genellikle 6?ya kadar olan ?E farklılığı kabul edilebilir bir sapmadır.

Standart Aydınlatma

Rengi etkileyen bir diğer faktör de gözlemin yapıldığı ortamdaki aydınlatmadır. Bu nedenle CIE aydınlatma için standart değerler oluşturmuştur. Aydınlatma standartları oluşturulurken rengin ısısını belirleyen Kelvin (K) değeri kullanılır. CIE tarafından ilk etapta üç ayrı aydınlatma (Illuminant) standartı oluşturuldu.

Illuminant A 2856? K renk sıcaklığı ile akkor elektrik ampullerinin aydınlatmasına karşılık gelen ortama göre belirlenmiştir. Illuminant B 4874? K değerindeki direkt güneş ışığını temsil eder. Illuminant C ise 6774? K ile dolaylı güneş ışığına karşılık gelir.

Daha sonra geliştirilen Illuminant D günışığı aydınlatmasını temsil eder. Bünyesinde D50 ve D65 adında ve grafik alanında standart olarak kabul gören aydınlatma standartlarını barındırır. 5000? K değerindeki D50 Amerikan baskı standartı olarak kullanılırken, 6500? K ile D65 Avrupa içinde daha fazla kullanılmaktadır.

Bu standartların dışında 9300? K bir CIE standartı değildir ve kalibrasyonu yapılmamış tipik bir ekranın beyaz değerini belirler.

Ünite Bağımlı Modeller ve Gamut

Hatırlayacağınız gibi RGB ve CMYK renk modellerinin ünite bağımlı olduğunu söylemiştik. Diğer bir deyişle her ünite (Tarayıcı, Monitör ve Yazıcı) sahip olduğu renk yetenekleri ölçüsünde belirli bir renk alanını görüntüleyebilir. Ünitenin görüntüleyebildiği renklerin toplamının oluşturduğu bölgeye gamut adı verilir.

Bunun sonucu olarak da RGB renk modelini kullanan bir monitörün renk gamutu ile CMYK modelini kullanan yazıcının gamutu arasında farklılık vardır. Hatta monitörle başka bir monitörün gamutları arasında da farklılıklar görülebilir.

İşte Renk Yönetimini gerekli kılan farklılık budur. Bir rengi bulunduğu renk modelinden bir başka renk modeline çevirirken CIE L*a*b* kullanılır. Bu işlem için değişik renk eşleme metodları uygulanmaktadır.

Renk Eşleme Metodları

Gamutlar arasındaki fiziksel kısıtlamalar nedeniyle RGB modelindeki fosforlu bir yeşil CMYK modelinde ona en yakın renge çevrilmek durumundadır.

Renk Eşleme Metodlarını sıralayacak olursak:

Perceptual (Orantısal): Bu yöntemle gamut içindeki renkler, gamut dışındaki renklere içeride yer açmak için orantısal biçimde kaydırılır. Değişim renkler arasında varolan ton dağılımının orantısını sabit tutacağından bu yöntem fotografik görüntüler için çok idealdir.

Colorimetric: Zaten gamut içinde bulunan renklerde bir değişiklik olmaz. Gamut dışındaki renkler ise parlaklıkları karşılaştırılarak gamut içine çekilirler. Parlaklık karşılaştırması için bir beyaz nokta referansına gerek duyulur. Colorimetric metod kendi içinde ikiye ayrılır; beyaz nokta için belirlenen ışık sıcaklığını (D50, D65 gibi) baz alan Relative (Görece) metod ve kullanılan kağıt yada baskı materyalinin beyazını referans alan Absolute (Mutlak) metod. Colorimetric yöntem özellikle spot renklerin çevriminde kullanılır.

Saturation (Doygunluk): Colorimetric metodla bir fark dışında aynıdırlar. Parlaklık yerine bu metodda renkler renk özü ve doygunlukları karşılaştırılarak gamut içine çekilirler. Multimedya ve sunum çalışmaları için uygundur.

Uygun İş Akışı Seçimi

İş akışının RGB ya da CMYK bazlı olmasına karar vermek için, renk yönetimini kullanacağınız çıkış ünitenizin özelliklerine bakmanız gerekir. Renk yönetim sistemleri, aslında taranan görüntünün hem baskı, hem video prodüksiyon hem de Web için kullanılması olası durumlar için oluşturulmuştur. Eğer hedef çıkış üniteniz bir ofset makinesi ise RGB ve CMYK olmak üzere iki iş akışı seçeneğiniz var:

RGB İş Akışı

Bu metod elinizdeki dosyaların daha değişik amaçlar veya değişik çıkış üniteleri için kullanılmasını sağlar. RGB dosyalar daha az yer kaplamasına karşın daha geniş bir gamut?a sahiptirler. PhotoShop benzeri yazılımlar içinde RGB formatındaki dosyalar için daha fazla kullanabileceğiniz komut seçenekleri vardır.

CMYK İş Akışı

Renk değişikliklerini gerçek CMYK değerleriyle yapan profesyoneller ve belirli bir CMYK çıkış ünitesi kullananlar için daha ideal olabilir. Bunun yanı sıra aynı dosyanın değişik amaçlarla kullanımı da kısıtlanmış olur. Diğer bir nokta ise dosya büyüklüğünün daha fazla, gamut?un ise daha dar olmasıdır.

Son Söz

Renk aynen satranç gibidir, taşların oynanma şekillerini bildiğiniz sürece her zaman oynayabilirsiniz. Ancak oyunu kazanmak için doğru kurguyu yapmanız gerekir.

Doğru teori her zaman için doğru pratiğe götürmez ancak doğru pratiğe ulaşmanın tek yolu doğru teoriyi bilmektir. Renk, hakkında sayfalarca kitaplar yazılabilecek başlı başına bir olgu. Rengin temellerini bilmek, baskı kağıt üzerine yapıldığı sürece önemini koruyacak. Bu nedenle MacLine, renk konusu üzerinde özellikle durmaya devam edecek.

Gamma Düzeltmesi

Monitör üzerindeki görüntüler, 0 ile 255 arasında değişen kırmızı, yeşil ve mavi değerlerin birleşimiyle oluşturulur. 0 en koyu, 255 ise en parlak RGB değeri belirtir.

Herhangi bir resim görüntülenirken, grafik kartı kendine işlemci üzerinden gelen renk bilgilerinin herbirini voltaj sinyallerine çevirerek monitörün elektron tüpüne gönderir. Elektron tüpü ise CRT aracılığıyla gelen voltajın gücüyle ekran üzerindeki fosfor kareciklerini ışıklandırarak görüntülemeyi tamamlar. Gelen voltaj genellikle renk değerinin yüzdesel karşılığıdır ve düzgün dağılım gösterir. Fakat CRT?nin voltajı yorumlaması farklı olur.

İşte gamma düzeltmesi bu noktada devreye girer. En alt ve üst düzeydeki değerlerde sorun yoktur. Ancak orta tondaki değerler elektron tüpünün davranışına göre farklılık gösterir. Örneğin %50 gri değer RGB olarak 127?ye karşılık gelmektedir. Düzeltilmemiş tipik gamma değeri 2.2 olduğundan monitör üzerine düşen gri değer %50?ye değil %22 civarına karşılık gelmektedir. Bu nedenle renkler ekranda daha koyu görünmektedir. Bu yorum farkını ortadan kaldırmak için monitörler değişik gamma değerleri kullanırlar.

Macintosh monitörler bu sorunu yazılım aracılığıyla hallederler ve standart gamma düzeltmesi Mac ekranları için 1.8?dir. Bazı sistemler (Silicon Graphics) bu işlemi video kartı aracılığıyla donanım bazında çözmüşlerdir. PC ve Unix sistemlerde ise gamma düzeltmesi kullanılan uygulama yazılımının özelliklerine bağlıdır.

Tatlı Renk Yılanı Deliğinden Çıkarır

Yapılan bağımsız araştırmalar, renkli dokümanların yüzde 40 daha çok okunup ve hatırlandığını, faturaların yüzde 30 daha hızlı ödendiğini, renkli tanıtım broşürlerinin ürünlerin satılma olasılığını yüzde 85 arttırdığını ve gazete ilanlarının, siyah beyaza göre yüzde 52 daha çok okunduğunu ortaya koyuyor.

Xerox?un bağımsız araştırma şirketlerine yaptırdığı dünya genelindeki araştırma sonuçlarına göre renkli basılan doküman sayısının son 5 sene içinde yüzde 50 oranında artış kaydettiği belirtiliyor. Bu araştırmaya göre, kurumlar, önemli gördükleri ve açıkça anlaşılmasını istedikleri çalışmalarla ilgili dokümanları renkli basmayı tercih ediyor. Ayrıca araştırmada, pedagog ve psikologların rengin algılama ve öğrenme üzerindeki önemini ortaya koyan çalışmaları da, kurumları renkli doküman kullanmaya sevk eden faktörlerin başında geliyor.

Elde edilen bulgular arasında, rengin finansal konularda çok önemli bir katma değer sağladığını ortaya çıkarıyor. Örneğin su, elektrik, telefon, doğalgaz faturaları ve kredi kartı ekstrelerinin renkli basılması, faturaların ödenme gününü öne çekiyor ve ödenme oranını yüzde 30 artırıyor.

Ayrıca dokümanlarda renk kullanımı okunma oranını yüzde 40 oranında artırırken bir ürünün renkli olarak paketlenmesi, satılma olasılığını yüzde 85?e varan bir oranda artırabiliyor. Kişiler kendilerine yollanan posta ve dokümanlar arasında ilk önce renkli olanlarını tercih ederek okuyor, renkli basılan marka, şirket isimleri ve logoların hatırlanma oranı yüzde 70 artıyor ve renkli dergi, gazete reklamlarının, siyah beyaz olanlara oranla yüzde 52 daha fazla okunduğu ifade ediliyor.

Xerox, yaptırdığı araştırmada, psikolog ve pedogogların yaptığı çalışmalardan alıntı yapılarak, yazılı materyaller üzerinde renk kullanımının siyah beyaz materyallere oranla yüzde 78?lere çıkan bir oranda daha iyi bir algılama ve öğrenme sağladığı vurgulanıyor. Araştırma kapsamında yapılan bir uygulamada, aynı içeriğe sahip biri siyah beyaz basılan diğeri çeşitli renkler kullanılarak basılan bir toplantı davetiyesine geri dönüş ve katılım oranının siyah beyaza göre yüzde 80 daha fazla olduğu saptanmış.

Pantone: Dünyanın Her Yerinde Aynı Renk

Pantone, TOYO, DIC gibi özel renk katalogları, kendi kimyasal boya bileşimleri sonucu standart numaralarla ifade edilen özel renklerden oluşmuşlardır. Bunlar dijital ortamda da kendi renk paletlerine sahiptirler ancak aradaki gamut farklılığından dolayı bu özel renkler baskı sırasında kendi kimyasal bileşimleriyle elde edilmek zorundadırlar. Bu nedenle matbaa baskısında hiçbir sorun çıkmaz. Fakat renkli bir yazıcıdan veya dijital provadan aynı rengi elde etmek oldukça güçtür. Renk yönetimi ile ilgili çalışan bazı yazılım firmaları bu tür istekleri göz önünde bulundurarak piyasaya değişik çözümler sürdüler. Örneğin bir Pantone rengin CMYK karşılığını görebileceğiniz ve CMYK değerleriyle uygulamanızı kolaylaştıran renk kartelaları var. Bu tür kartelalarda Pantone özel rengin yanında elde edilebilecek CMYK karşılığı ve değerleri bulunur.

Yazılım geliştiriciler bir hamle daha öteye giderek bu problemi en iyi şekliyle çözebilen seçenekler üretiyorlar. Örneğin seçmiş olduğunuz özel renkleri sahip olduğunuz monitör ve yazıcı profil dosyalarını baz alarak karşılaştıran yazılımlar sayesinde en yakın renk değerlerini elde edebilmek mümkün. Aynı zamanda seçtiğiniz özel rengin monitörde ve yazıcıda nasıl görüneceğini simulasyon yöntemiyle görüntüleyerek aradaki farklılığı Delta E cinsinden alabilirsiniz. Buna dayanarak kullanıcı tolerasyon sınırlarını kendisi belirleyebilir, bu şekilde elde edilen renkleri diğer programlarla kullanılacak şekilde renk paleti olarak kaydedebilir ya da bir renk yönetim sistemiyle kullanabilir.

Markalar ve Renkleri Arasındaki İlişki

Markaların kendilerini renkleriyle bütünleştirmeleri, imajlarını renkle yansıtmaları rastlantı değil.

A. ERTUĞ AYIK

Büyük bir marka düşündüğünüz anda aklınıza bir renk gelir. Örneğin Coca Cola kırmızıdır, Sprite yeşil ve Orange da turuncu. Renk, marka kimliğinin özünde var olan bir parçadır; logonun üstünde, pakette veya kırtasiye malzemelerinde. Marka yaratma uzmanı Coley Porter Bell şöyle diyor: ?Doğru seçilmiş renkler düzenli olarak kullanıldığında, markanızı daha iyi tanımlamanıza yardım eder; müşterileriniz arasında daha fazla anımsama ve çağrışım yaratır.? Öte yandan dikkatsiz bir renk seçimi, marka iletişimi bakımından yetersiz bir sonuç verebilir.

Coca Cola?nın durumunda, markanın rengi ürünün bizzat kendisiyle özdeşleşmiştir. Coca Cola kutusunun kırmızı-beyazı ve reklam kampanyası, süpermarketlerin kendi markaları ve Virgin Cola gibi diğer Cola üreticileri tarafından taklit edilmiştir. Coca Cola?nın marka yaratmada renk kullanışı, şirketin, Cola pazarının lideri olarak konumlanmasında çok etkili olmuştur. Diğer markalar, Coca Cola?yı taklit etme veya Pepsi?nin durumunda olduğu gibi, başka bir renk kullanarak kendilerini farklılaştırmaya çalışma seçeneğine sahiptirler.

Telekomünikasyon şirketi Orange, marka isminin renk oluşuna verilebilecek örneklerden birisidir. Orange, renk sayesinde, bir imaj ve bir iletişim tarzı yaratıyor. Markanın bir çeşit kültür olduğu görüşünü kucaklayan Orange, rengarenk bir çevre ve güçlü marka mesajı veren bir ortamı yaratmış olduğundan, Orange çalışanları markalarına karşı, daha sonra dışarıda da savunabilecekleri güçlü bir bağ hissederler. Logolarında kullandıkları siyah, beyaz ve turuncu gibi basit renkler, animasyon ve fotoğraflar gibi bütün pazarlama kampanyalarında kolayca ve sürekli olarak kullanılabilir.

Global bir renkli baskı çözümleri tedarikçisi olan HP, rengin uluslararası markalar için olduğu kadar, KOBİ?ler için de can alıcı bir nokta olduğuna inanır. Tüm ortakları, müşteri ve çalışanlarla olan iletişimde renk kullanmak, şirketin kalabalıkta fark edilmesini sağlamak için gereklidir ve çok masraflı olması da gerekmez.

Aslında, Coley Porter Bell?in Yönetim Kurulu Başkanı David Davenport-Firth, rengin herhangi bir şirketin görsel kimliğinin önemli bir parçası olduğuna inanıyor. Markalaştırma uzmanları olan Coley Porter Bell, müşterilerine -örneğin Cadburys- nasıl güçlü bir görsel kimlik yaratılabileceği hakkında tavsiyelerde bulunuyor ve rengin dikkatli ve iyi düşünülmüş bir yönetim gerektirdiğine inanıyor. Mavi zemin üzerindeki 10 mm?lik sarı bir nokta, aynı mavi zemin üzerindeki 50 piksellik bulanık bir lekeden oluşan 10 cm?lik bir daireden çok farklı bir şey anlatır.

Lambie-Nairn?den Adrian Burton, yayıncılık ve telekomünikasyon pazarı için dünya çapında yaratıcı markalaştırma çözümleri sağlıyor ve şöyle diyor: ?Bir kimlik basit, tutarlı ve kolay yönetilebilir olmalıdır?. Basılı kırtasiye, broşürler, e-posta v.s?de tutarlı olarak kullanılan renk, bir şirketin markasını, müşteri, ortak ve çalışanlarla olan iletişim noktalarında tanıtmasının ve geliştirmesinin en kolay yoludur.

Müşteri İletişiminde Renk

Müşterileri ile iletişim kuran KOBİ?ler tarafından kullanılan materyallerin standardı profesyonel düzeyde olmalı ve şirket markasını, şirket değerlerini yansıtmalı. Lambie-Nairn?den Adrian Burton da, renge özel bir dikkat gösterilerek, antetli kağıtlardan broşürlere kadar tüm kurumsal yazın kültüründe baştan sona kadar, marka tutarlığı olmasının önemini vurguluyor ve ?Bir mektup, şirketinizle çalışabilecek muhtemel bir müşteriyle kuracağınız ilk kontak noktasıdır. Kalıcı bir etki bırakacaktır ve bu nedenle de doğru olmalıdır. Renk ve fonttan, baskının ve kağıdın kalitesine kadar? diyor.

Tamamen renkli Web sitelerindeki şirket markaları günbegün arttığından, müşteri ile bir ilişki geliştirmeye çalışırken kullandığınız basılı kırtasiye malzemesinin, Web sitesinin yaratacağı ilk etkiyi yarı yolda bırakmaması ve markaların kalite tutarlılığının muhafaza edilmesi çok önemlidir. Giderek daha çok logonun elektronik olarak tutulmasıyla, sayfa başlıklarını doğrudan sistemden basmak daha pratik olmaktadır. Bu bakımdan, logonuzu her tür iletişim aracında doğru kalite ve renkte kopyalayabilecek bir renkli yazıcıya sahip olmanız gerekir.

Aynı şekilde, broşürlerin de eşit görsel kalitede ve müşteri için elektronik pazarlamanın kendisi kadar cazip olması gerekir. İyi bir yazıcı, parlak kağıtların üzerine kaliteli mürekkeplerle basılmış broşürler gibi profesyonel pazarlama materyallerini üretme imkanı sağlar. Şirket içi bir yazıcıyı kullanmak, zamandan ve paradan tasarruf sağladığı gibi, işinizin esnekliğini de artırır.

Kartvizitler de KOBİ markalarını yansıtmanın başka bir şeklidir. Örneğin HP?nin JetCAPS çözümü EuroForm, KOBİ?lere, işi dışarıda pahalı bir satıcıya yaptırmalarına gerek kalmadan şirket içinde kaliteli bir kartvizit baskısı yapabilme imkanı verir. Kartvizitler, daha az sayıda basılabilir ve böylece şirketlere, kişisel talepler doğrultusunda, istedikleri gibi ve istedikleri zaman baskı yapma imkanı doğar.

Çalışan İletişiminde Renk

Adrian Burton?a göre: ?Bir marka, hayatta kalabilmek için tüm çalışanlarının kabulüne gereksinim duyar. Marka, tutarlı olarak hem içeride hem de dışarıda tüm iletişim şekillerinde uygulanmalıdır.?

Başka bir deyişle, güçlü bir marka yaratmak isteyen bir şirketin marka rengini şirket içi iletişimde de kullanması gerekir. Notlar, şirket içi yayınlar ve bültenler, işgücünüzün şirketin tüm hedeflerine bağlanması açısından önemlidir. Çünkü çalışanlar süreçlerine dahil olma duygusunu yaşar ve bunun sonucunda da işinizin gelişme sürecindeki gerekliliklere daha iyi uyum sağlarlar. Bir şirket, markasını dışarıda etkin bir şekilde yönetebilmek için, içerinin de sorumluluğunu almalıdır. Bunu yapabilmek içinse, ortada işgücünün kolayca takip edebileceği bir marka yaratma tüzüğü bulunmalıdır.

Ortak İletişiminde Renk

Pazaryerinde güvenilir ve profesyonel olabilmek için, ortakları ile etkin bir marka iletişimi kurmak da çok önemlidir. Örneğin, küçük bir pazarlama şirketi için kendi fikirlerini doğru renklerle müşterisine gösterebilmek önemlidir. Bu, şirketin, müşterinin markasına ilişkin fikrini satacağı bir toplantı için karmaşık ve detaylı PowerPoint slaytlarının bilgisayardan yazdırılmasını gerektirebilir. Bu tarz iletişimler, güçlü bir marka yaratma fikrini güçlü olarak yakalamayı gerektirir ve renk bunun için yine kaçınılmaz bir faktördür.

Sonuç olarak rengin, bir şirketin kurumiçi yapısını ve markasını geliştirmek için marka ve pazarlama uzmanları tarafından kullanılan birçok psikolojik etkisi olduğu herkesçe bilinen bir gerçek. Ancak renk, hem markayı güçlü ve tutarlı kılmak hem de gerek müşterilere ve ortaklarına, gerekse çalışanlara profesyonel ve güçlü bir imaj sunmak için, işin her aşamasında kullanılmalıdır.

post thumbnail

Neden Renk Yönetim Sistemi?

Renk reprodüksiyonunun başlangıcından itibaren, Renk Yönetimi çeşitli şekillerde yapılıyordu. Basit olarak renk yönetimi matbaanın bütün akışının güvenilir ve tutarlı olmasını sağlama faaliyeti olarak açıklanabilir. Bu sonuçtan yola çıkarak matbaacılıkta renge etki eden bütün etkenleri bilmemiz ve kontrol altına almamız gerekir. Bu günün büyük ölçüde dijitalleşmiş matbaacılık işlemlerinde kesin renk kontrolü için yeni stratejiler ve gelişimler gerekmektedir. Bir çok teknik nedenden dolayı geleneksel sistemlerle renk kontrolü bu günün ihtiyaçlarını karşılamamaktadır.

post thumbnail

Renk Yönetimini Kavramı

Muhtemelen pek çok insan dijital fotoğraf makinesi, renkli tarayıcı veya bu türden cihazlarla Adobe Photoshop üzerinden yakaladıkları görüntülerde ve bunların sayfa yapım yazılımlarıyla (page layout software) alınan çıktılarında beklentilerinden farklı tonlama veya gölgelendirmelerle karşılaştıklarında hayal kırıklığına uğramışlardır. Bu durum her bir dijital fotoğraf makinesinin, tarayıcının, monitorun ve yazıcının üretebileceği renk aralığı farkından kaynaklanmaktadır.

post thumbnail

Tasarımda Okunabilirlik


3.5.1 Okunabilirlik

Harf düzenlemesi tipografi değildir. Birçok tasarımcı, sadece harf düzenleyicisidir. Yazı ilk bakışta etkileyici, okunması kolay ve içerik iletmede iyi olursa, okuyucuya iyi hizmet etmiş oluruz.(7)

Yazıyı daha açık ve okunabilir kılan bazı özellikler vardır. Harf formunun kendisinin tasarımıyla yakından ilgili olan açıklık, normal okuma koşullarında daha rahat anlaşılabilir. Okunabilirlik, okuyucunun ilgisini sürdürmek için gereken bir kalitedir.(7)

Fazla yüksek kalitedeki okunabilirlik, sıkça yapılan bir yanlıştır (bir şeyi ilgi çekici ve ilginç yapma), düşük düzeyde bir açıklık üretecektir. Böyle olunca, yazının ve tasarımın okunması zorlaşır.(7)

Tipografi etkisinin, okunabilirlik ya da okuyucunun ilgisini çekmek yazı karakterinin kendinden olan açıklığı, harf büyüklüğü, harf boşluğu, kelime arası ve satır arası boşluğu gibi bazı özellikler vardır.(7)

Sayfa tasarımında metin aynı zamanda görsel bir etkiye de sahiptir. İlk bakışta gri alanlar oluşturur ve bu etki giderek tasarımda önemli bir görsel eleman halini alır.

Sıkışık boşluk kullanıldığında daha siyah etkili bir metin, gevşek boşluk kullanıldığında daha gri bir metin oluşacaktır. (7)

3.5.2 Yazının Açıklığı

Büyük harfleri (majüskül) okumak, küçük harfleri (miniskül) okumaktan daha zordur. Küçük harflerin çevresindeki beyaz espas (beyaz boşluk) diğer bütün büyük harflerden daha ayırt edicidir. Eğer büyük harf kullanacaksak satır aralığını iki satır arası kadar açmamız gerekir, özellikle Türkçe tasarım yaparken (Ç, Ğ, İ, Ş gibi çengelli harfler). (7)

Serifsiz (Sans serif) karakterle dizilmiş metinleri serifli karakterle dizilmiş metinlerden daha zor okuyabiliriz. (7)

Serifler yatay göz hareketlerine yardımcı olur. Böylece serifsiz dizgiye fazladan bir satır boşluğu ekleyebiliriz. (7)

İtalik yazıyı okumak zordur, daha incedirler ve beyaz sayfada daha az kontrastlık yaratır, insanlar italik yazıyı okumaya alışık değillerdir, italik yazıları vurgu için kullanmak gerekir. Gölgeli, dış çizgili veya iç çizgili karakterleri okumak zordur, sadece başlık yazısı olarak kullanılmalıdır. (7)

Eğer yazı ters yani koyu zemin üzerinde beyaz olarak kullanılacaksa yazının puntosu daha küçük görünecektir. Çünkü harflerin etrafına koyu alan dolacaktır. Bu da okuma zorluğu ve görsel problem getireceği için boşluk aralarının açılarak tekrar düzenlenmesi gerekir. (7)

3.5.3 Harf Büyüklüğü

10 punto harf en küçük açıklıktaki harf olarak düşünülür, fakat bazı 8 puntoluk harfler de 10 puntoluk harfler kadar büyüktür. Sebebi de x yüksekliğinin uzun olmasıdır. Harf büyüklüğü satır uzunluğuna orantılı olmalıdır. Satır ne kadar uzun olursa, harf de o kadar geniş olmalıdır. (7)

3.5.4 Kelime Boşluğu

Kelime boşluğu da harf boşluğu gibidir. Biten kelimenin son harfi ile başlayan kelimenin ilk harfi arasındaki boşluk, onun geometrik yapısı ile ilgilidir ve uyumlu olmak zorundadır. Kelime boşluğu mümkün olduğu kadar görünmez olmalıdır ve diğerine yapışık anlamına gelmemelidir. (7)

3.5.5 Harf Boşluğu

Harf boşluğu (espas) tutarlı olmalıdır. Boşluk, harflerin geometrik şekilleri ile orantılı olmalıdır. Geniş harfler dar harflerden daha çok harf boşluğuna (espas) ihtiyaç duyarlar. (7)

3.5.6 Satır Boşluğu

En fazla açıklık, dizilecek metinde satır uzunluğu başına kırk ile elli karakterden (harf) daha geniş olmamalıdır. Daha uzun ölçüler satır boşluğuna eklenmelidir. (7)

3.5.7 Başlık ve Alt Başlık

Başlık harfi ve metin harfi olmak üzere iki tür harf vardır. Metin hikayenin anlatıldığı yerdir. Başlık içeriği açıklamak ve okuyucuyu tipografik etkiyle çekmek için vardır. Böylece okuyucu metnin ilk paragrafına geçmek için bilgilendirilir. Bundan sonra, metin tek basınadır. Tasarımcının yapacağı iş içeriği ön plana çıkarmaktır. Başlıklar ve bir sayfanın yapısı basılı malzemenin kişiliğini yaratır. Başlık, yani esas harf, kendisine ilgiyi çekmek için kullanılır. İkinci başlık ise metne geçişi sağlar. Başlık ilgi çekmek için vardır ve genelde büyüktür. Harf formları tahribata uğrasa bile okunabilir. (7)

Başlıklarda tipografik soyutlama normal kontrasttan uç kontrasta kadar zorlanabilir. Bazı yazı karakterleri soyuttur ve okunması zordur. (7)

Başlığı ne kadar cazibeli yaparsak okuyucuyu ikinci başlığa ve metne daha kolay alıştırırız. Başlık ve alt başlıktaki mesajlar bütün düşüncenin iki parçası olmalıdır.(7)

İkinci başlık, başlıktan daha küçük olmalı ve daha az görünmelidir. Fakat metinden daha çok öne çıkmalıdır, ikinci başlık, başlık ve metin arasında dengeli kontrastlık ve bütünlük içinde yer almalıdır.(7)

Bir tasarımda iki karakterden fazla karakter kullanmamak gerekir. (7)

Başlık tipografisinin etkileyiciliği ve cazibesi temelde beyaz boşluğun (negatif alan), harf formlarının arasının ve çevresinin şekillenmesinin altında yatar. Çünkü başlık harfleri kısadır. Harf boşluğu, kelime boşluğu ve satır kırılışı daha önemli hale gelir. Başlıkların rengini koyultarak onları daha görünür ve daha kontrast hale getirmemiz gerekir. Başlıklarda beyaz boşluğu (negatif alan) azaltmanın her yolunu denememiz gerekir. (7)

3.5.8 Metin

Metin karakteri en küçük punto ölçüsünü telafi etmek için başlık karakterinden daha açık olmalıdır (okunabilir). Kelimeler arasındaki boşluk, harf arası boşlukları ile orantılı olmalıdır. Satır arası boşluğu kelime arası boşluğundan daha büyük olmalıdır, böylece göz dikey olarak hareket eder. (7)

Bir paragraf tek bir fikri içerir. Her paragraf zincir gibi birbirine bağlanır. Sütun arası boşluğu kelime arası boşluğundan daha büyük olmalıdır. Fakat çok da büyük olursa sütunlar birbirleriyle ilişkisiz görünebilir.(7)

Metin küçük olduğu için soyutlamamak gerekir çünkü açıklıkları kalmaz ve tehlikeli bir hale gelir. Okuyucu bundan rahatsız olacaktır çünkü metni okumak için fazladan enerji sarf edecektir. Bir metnin her zaman bir tarzı olmalıdır. Her satırın sonundaki boşluk, kelimeler içinde eşit bölünür. Eğer satır başında yeterli kelime yoksa bu abartılmış kelime boşlukları yaratır ve metin içinde tuhaf boşluklar görmeye başlarız ki bu da tasarımın bütünlüğünü bozar. Mükemmel metni yaratmak, sayfaya başarı getirir. Fakat mükemmel metni yaratırken iletişimin gücünü ve okuma kolaylığını bozmamak gerekir. (7)

post thumbnail

B. Ö. İşl. Kalite Kontrol

3.3.1.Monitör kalibrasyonu

Tüm tasarım ve uygulamalar, montajlar, fotoğraf rötuşları, çizimler ve hatta dijital fotoğraf çekimler de bilgisayar ekranlarında gerçekleştirilmektedir. Fakat çoğu kez günlerimizi harcadığımız işlerimizin renkleri ekranda ayarladığımız gibi sonuçlanmaz; yıllardır ajans, grafiker, operatör, renk ayırım, servis büro ve matbaacılar arasındaki ‘Renk Uyuşmazlığı’ kavgası sürüp gider. Haklı olarak herkes de suçu birbirine yüklemektedir.

Kalibrasyon bir cihaz örneğin monitör için, gerekli olan temel ayarların yapılması veya herhangi bir baskı işleminin baskı kararlılığının sağlanarak her seferinde aynı sonuçların alınmasına yönelik yapılan faaliyetlerdir.

Ekranlarımızı kalibre etmeden ince monitörlerin renk konusundaki teknik özelliklerini de bilmemiz gerekir. Monitörde doğru renkleri görebilmek ve renk yönetiminin gerektirdiği profiller üretebilmek için, monitör düzenli aralıklarla kalibre edilmeli ve çalışma ortamının aydınlatması kontrol altında olmalıdır.

Ortam ışıklarının renk-sıcaklık değeri 5000 Kelvin dahi olsa, duvar, tavan, yer ve çevredeki diğer renklerden de doğrudan etkilenir ve gerçek değerini kaybeder. Uluslararası Standart olarak, renk ile ilişkili tüm işyerlerinde ortam duvarları ve çevresinin de mutlaka renklerin tonunu etkilemeyecek MAT NÖTR GRİ renkte olması gerekir.

Bizlerin de ekran karşısına oturduğumuz zamanlarda mutlaka nötr renkli giysiler seçmemiz gerekiyor. Çünkü ekranın karşısında oturduğumuzda, üzerimizdeki giysinin rengi, ekran camına yansır ve gördüğümüz renklerin tonlarını doğrudan olumsuz şekilde etkileyerek renk sapmalarına sebep olur.

Bu tür yansımaları önlemek için grafik ve basım endüstrisi için özel olarak üretilmiş siperlikli profesyonel ekranların kullanılması gerekir. Maddi olarak bu tür ekranları

almaya gücünüz yok ise, yapabileceğiniz en pratik çözümlerden biri ekran çevresini siyah veya koyu gri renkte kalın bir karton siperlik ile kaplamaktır.

Resim 3.24: Profesyonel ekranlar [19]

Son olarak monitör zeminini-background naturel gri olarak ayarlanması-RGB değerleri ile = 127, 127, 127- insan gözünün monitörün renk ısı derecesine adaptasyonunu kolaylaştırır. Ayrıca monitörde açık olan çalışmaya zemindeki renklerin karışmasını ve dolayısıyla da rengin görünmesindeki sapmaları önler.

Her marka ve model monitörün gösterebildiği renk genişlikleri (renk gamutu) farklıdır. Ayrıca monitör içindeki RGB protonlar ve fosfor değerleri zaman içinde güçlerini yitirir ve gösterdiği renk tonlarında sapmalar meydana gelir.

Bu durumda monitörünüzün markası, modeli, fiyat ve kalitesi ne olursa olsun, mutlaka belli aralıklarda renklerin (RGB protonların) sıfırlanması-eşitlenmesi gerekir. Bunun anlamı, ekranda beyaz, siyah ve nötr gri ton eğrilerini yeniden düzenleyerek renklerin doğru gösterilmesini sağlamaktır. Kısaca, ekran kalibrasyonundan önce mutlaka ekran sıfırlama işleminin yapılması gerekir.

Monitör kalibrasyonu için kullanılan üç yöntem vardır. Bunlar kullanıcının göz ile yaptığı manuel kalibrasyon, monitörün kendi kendine yaptığı otomatik kalibrasyon ve ölçüm cihazları yardımı ile yapılan kolorimetrik ölçüm kalibrasyonudur.

  1. 1. Manuel kalibrasyon

Manuel yöntemle kalibrasyon için Adobe Gamma ColorSync gibi çok bilinen yazılımların yanında kullanıcıya yardımcı olacak başka birçok programda vardır. Programlar kullanıcının parlaklık ve kontrastlık ayarlarının yanı sıra RGB renk dağılım dengesinin ayarlanması için test alanları sunar. Bu ayarlar görsel gözlemlere dayanır ve bu yüzdende çok güvenilir değildir. Eğer kalibrasyonda bu sistem kullanılıyorsa tavsiye edilen kalibrasyon işleminin birden fazla kişi tarafından beraberce yapılmasıdır.

  1. 2. Otomatik kalibrasyon

Bazı monitörlerde (Eski Apple ColorSync monitörlerde olduğu gibi) girilen kriterler doğrultusunda kendi kendini kalibre etme özelliği mevcuttur. Sistemin monitörün kondüsyonu ve çevre aydınlatması gibi faktörleri hesaba kattığı söylense de otomatik kalibrasyon sonrası yapılan kolorimetrik ölçümler bazı küçük sapmalar belirlemişlerdir. Ancak gene de bu yöntem bir çözüm olarak düşünülebilir.

  1. 3. Kolorimetrik Kalibrasyon

Kalibrasyon yazılımı öncelikle gamma, renk ısısı ve aydınlatma değeri gibi birtakım temel ayarları kullanıcıya sorar. Kullanıcı bunları sistemine göre ayarladıktan sonra program ekrana bir dizi renk demeti yollar. Bunlar bir spektrofotometre ya da kolorimetre ile ölçülür ve programa geri bildirim yapılır. Program bu veriler doğrultusunda monitörün RGB ışın dengesini ve buna bağlı olarakta renk  sıcaklığını verir. Görülen sapmalar kullanıcı tarafından monitörün RGB kanallarından ayarlanarak düzeltilir. Ardından program kolorimetrik ölçüm cihazına başka renk demetleri daha yollar ve monitörün renk ve ton dağılım eğrisini hesaplayarak ayarlar. Böylelikle kalibrasyon işlemi tamamlanmış olur. Program çeşitlerine göre işlem bazı farklılıklar gösterse de temel yapı aynıdır.

Bu yöntemin avantajı, monitörün ölçümünün hassas bir şekilde yapılması, RGB fosfor değerlerinin doğru şekilde ölçülmesi ve bunlar doğrultusunda kalibrasyon işleminin göreceli olmadan hassas bir şekilde yapılmasıdır.

Ekran kalibrasyonun nasıl yapıldığını resimlerle GretagMacbeth’in EyeOne spektofotometresi ve Eye-One Match 3 programı ile anlatacağız. Öncelikle spekrofotometre bilgisayara bağlanır, bazı monitörler ölçüm cihazının kendi üzerlerindeki USB girişlerinden bağlanmasını isteyebilirler. Ardından program açılarak kalibrasyon ve profillemesi yapılacak cihaz türü yani monitör seçilir. Altta basit yada ileri seviye seçenekleri vardır, buradan gelişmiş/advenced seçilir. Pencerenin sağ tarafında yardım alabileceğiniz kısım bulunmaktadır. Burada hem o anki menünün kullanımı hakkında hem de genel olarak yapılması gerekenler hakkında bilgi verilmektedir.

,

Resim 3.25: Eye-One Match 3 programı [21]

Sağ alttaki oktan devam edildiğinde ikinci pencere olan monitör tipi seçim penceresi karşımıza çıkar. Buradan kalibre edilecek monitörün tipi olarak, LCD, CRT ve Laptop saçeneklerinden doğru olan seçilir ve sağ alttaki oktan bir sonraki pencereye geçilir.

Sonraki adım monitöre temel değerlerin verilmesidir. White Point monitörün beyazının renk sıcaklığıdır. Burada belirlediğimiz beyaza göre renkler kalibre edilecektir ve gösterilecektir. Kuşelenmiş ve beyaz kağıtlarda bu değer 6500 Kelvindir. Gazete kağıdı gibi kağıtlar ile çalışıyorsak 5000 Kelvini seçeriz. Gamma eskiden 1.8 olarak alınırdı ancak LCD ekranların doğası 2.2’ye daha uygundur. Zaten 2.2 gama daha doğru bir ton geçişi vermektedir bu nedenle de son bir kaç yıldan beri uluslararası ortamda da bu değer kabul görmüştür. Luminance yani ekran aydınlatma değerinin seçimi ise biraz daha değişkenlik gösterir. CTR monitörlerde bu değer genellikle 80-100 Cd/m2 kısaca kandela, LCD’lerde ise 120-140 kandeladır. Eğer Eizo marka LCD bir monitörünüz varsa 80-100 kandela yeterli olacaktır. Apple monitörler ise genelde 120 kandelada daha iyi sonuç vermektedirler. Unutulmamalıdır ki yüksek kandela değeri ekranınızın ekonomik ömrünün daha kısa zamanda tükenmesi demektir. Bu sebeple ekran tipine göre doğru aydınlatma değeri seçme oldukça önemlidir. Bu değerin seçiminde tecrübede oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Kalibrasyon sonuçlarınıza göre ekran ile baskıyı karşılaştırarak ekranın fazla parlak olup olmadığına karar verip yeni bir değer belirlemek mümkündür. Eğer ortam aydınlatmasını kontrol etmek istiyorsak en alttaki kutuyu işaretlememiz gerekir.

Resim 3.26: Eye-One Match 3 programı [21]

Ölçüm cihazının ölçüm sonuçlarının doğru olması için bu cihazında kalibre edilmesi gerekir. Spekrofotometrenin kalibrasyonu özel beyaz seramiğinden yapılan ölçümle yapılır. Kolorimetrelerin kalibrasyonu ise ölçüm yapan gözün ışık almaması ile yapılır, bunun için kolorimetrenin ölçüm yapan yüzü masanın üstüne konur ve “calibre” komutu verilir. Eğer ortam aydınlatmasını kontrol etmek istemişsek özel kafa spektrofotometreye takılır ve cihaz öyle kalibre edilir.

Ölçüm cihazı resimde görüldüğü tutularak ölçüm yapılır. Ortam aydınlatmasının renk sıcaklığı pencerenin altındaki birinci göstergede, aydınlatma değeride ikinci göstergede verilmektedir. Renk sıcaklığı 5000 Kelvin civarında, aydınlatma değeri ise 40-70 lüks arasında olmalıdır. Eğer renk sıcaklılığı 5000 kelvinin altındaysa ekranda renkleri olduğundan daha sarı ve kırmızımsı, daha yukarda ise daha yeşil ve mavimsi görürüz.

post thumbnail

Rengin kalitesi

Renk kavramı

Renk göz ile yakalanan bir ışık tesiridir. Işığın eşya üzerine çarpmasıyla, yansıyan ışınlardan gözümüzde meydana gelen duyumların her birine “renk” denir. Renk anlamı; ışık, göz ve beyinle idrak edilir. Bu sebeple renk anlamı üç sistemde ele alınmalıdır.

  1. Psikolojik sistemde renk: Beynimizde uyanan bir durumdur. Mavi duyum gibi.
  2. Fizyolojik sistemde renk: Çeşitli ışık cinslerinin göz retinası üzerinde, sinirler vasıtasıyla meydana getirilen, fizyolojik olaydır. Işığın görünüş hadisesi fizyolojiktir. Renk ise bizdedir. Renk bir duygudur. Yaşayan varlıkların sinir sistemlerinde mevcuttur.
  3. c. Fiziksel sistemde renk: (Işıkla spektrum ile) Ölçülerle ve rakamlarla geniş olarak belirtilen bir olaydır. Işığın hangi dalga uzunluğunu hangi oranda bulundurduğu esastır. Fizik bakımından renk türü titreşimde ışık dalgalarından ibarettir. Bu ışık – renk dalgaları değişik uzunluktadırlar. Kırmızının en kısa, morun en uzun olduğu gibi.

Beyaz olarak algılanan ışık homojen bir ortam olmayıp, farklı dalga boylarının karışımından meydana gelmiştir. Bu dalga boyları birbirlerinden görsel olarak ayrılabilirler. Bu işi gerçekleştiren cihaz bir prizma ya da bir spektroskoptur. Sonuçta ortaya spektrum adı verilen ve ışığın içindeki farklı dalga boylarının her birinin farklı bir renk bandı olarak görüldüğü bir ışık kuşağı ortaya çıkar. Spektrumun en bilinen örneği gökkuşağıdır. Gökkuşağının renkleri, güneş ışınlarının, havada asılı bulunan çok fazla miktardaki su damlacığına çarparak kırılıp yayılmasından kaynaklanır. Klasik Newton spektrumu yedi farklı rengi tanımlar. Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, mor, eflatun.

Tüm modern renk sistemleri ve matbaa renk ayırım sistemleri çıkarımsal renk karışımı esasına dayanır. Toplamsal renk karışım sistemi yalnızca ışık kaynakları için geçerlidir.

RGB ve CMYK renk evrenleri arasındaki ilişki şu şekilde ifade edilebilir:

Resim 3.20: RGB – CMYK model [15]

Toplamsal temel renkler; kırmızı, mavi ve yeşil’dir. Bunlar fizikçilerin ana renkleridir ve sadece ışıklarda uygulanırlar. Renkli ışıklar halinde birbirlerinin üzerlerine bindirilirse beyazı oluştururlar.

KIRMIZI + YEŞİL = SARI

KIRMIZI + MAVİ = MAGENTA

YEŞİL + MAVİ = CYAN

MAVİ + KIRMIZI + YEŞİL = BEYAZ IŞIK

Çıkarımsal temel renkler; magenta, sarı, cyan’dır. Bunlar toplamsal ana renklerin tamamlayıcılarıdır. Sadece boyalara ve pigmentlere uygulanabilirler. Bütün modern fotoğrafik renk prosesleri ile renk ayrımı ve matbaa baskısı işlemleri bu yöntemlerle yapılır ve bu karışıma dayanırlar. [13, 14]

MAGENTA + CYAN = MAVİ

MAGENTA + SARI = KIRMIZI

SARI + CYAN = YEŞİL

SARI + CYAN + MAGENTA =SİYAH IŞIK

CIE Lab renk evreni

Renklerin matematiksel terimler ile tanımı ve objektif renk bilgi iletişimi amacıyla 1930 yılında Commission Internationale de l’Eclairage (CIE) isimli komisyon, cihaz bağımsız bir renk evreni tanımlamıştır. Renklerin tanımlanması, CIE Lab veya CIE LCh diagramında koordinatların verilmesiyle yapılabilmektedir.

L*a*b* renk evreninin iyi dengelenmiş yapısı, bir rengin aynı zamanda hem yeşil hem kırmızı veya hem mavi hem sarı olamayacağı teorisi üzerine inşa edilmiştir. Bunun sonucunda kırmızı/yeşil ve sarı/mavi sıfatlarını tarif etmek için basit değerler kullanılır. CIE L*a*b*’da bir rengi gösterirken L* parlaklığı, a* kırmızı/yeşil değerini ve b* sarı/mavi değerini gösterir.

İki renk arasındaki yakınlık miktarı, renk tolerans metotlarının bir karışımı kullanılarak hesaplanabilir. Bu metotlar, ölçüm koordinatları arasındaki mesafeyi L*a*b* gibi üç boyutlu renk uzayı içerisinde hesaplar. En yaygın metot CIE L*a*b*’dır.

Resim 3.21: CIELAB Renk Evreni [15]

CIE L*a*b* hesaplamaları L*a*b* renk evrenine dayanır. CIE L*a*b*’ı kullanarak standart rengin yeri, ölçüm verisiyle L*a*b* renk evreninde kesin olarak belirlenir. Daha sonra bu rengin etrafında teorik bir tolerans küresi çizilir. Bu küre standart renkle örnekler arasındaki kabul edilebilir değişiklik miktarını gösterir. Ölçüm verisi, kürenin içinde kalan örnekler kabul edilebilirdir. Ölçüm verisi, kürenin dışına düşen renkler ise kabul edilemezdir.

Tolerans küresinin büyüklüğü, kabul edilebilir renk farklılığı ölçüsüyle belirlenir. Bunlar ∆E (hata payı) gibi ‘∆’ birimleriyle gösterilir. Grafik Sanatlar Endüstrisi’nde tolerans genellikle ∆ olarak 2 – 6 arasındadır.

L* (Lightness – Parlaklık): Rengin parlaklık değerini verir. 0’dan 100’e kadar değer alır. 0 karanlığı (siyahı), 100 parlaklığı (beyazı) gösterir. Densite ile yakından alakalıdır. Densite (mürekkep yoğunluğu, mürekkep film kalınlığı) arttıkça parlaklık azalır. Bunun nedeni spektrofotometrenin gönderilen ışık ve yansıyan ışık prensibine göre çalışmasındandır. Densitenin artması demek, mürekkep yoğunluğunun (film kalınlığının) artması demektir ve sonuçta da yansıyan ışığın azalması demektir. Bundan dolayı genelde L* değerinin azalması, densitenin artması olarak anlaşılabilir.

a* (Kırmızı/Yeşil ekseni): a* değeri spot renkteki kırmızı/yeşil oranını ya da zemin oluşturan trikromi renklerin içerisindeki kırmızılık/yeşillik değerini gösterir. a* değeri 0’dan ‘-‘ değere gittikçe yeşillik artar, ‘+’ değere gittikçe kırmızılık artar. Örneğin referans alınan a* değeri (müşteri onaylı numunenin a* değeri) – 20 ise, baskı sonucunda – 44 çıkarsa ‘bu işin baskıdaki yeşil oranı fazladır’ denilir. Baskı sonucunda a* değeri – 8 çıkarsa bu durumda da ‘baskıdaki yeşil oranı azdır’ ya da (diğer bir ifadeyle) ‘kırmızı oranı fazladır’ denilir. Farklı bir işte ise referans a* değeri (müşteri onaylı numunenin a* değeri) +13 ise, baskı sonucunda +22 çıkarsa ‘bu işin baskıdaki yeşil oranı azdır’ ya da ‘kırmızı oranı fazladır’ denilir. A* değeri için (-, 0) arasındaki değerlerde (referans = -45, baskı numune = -39 gibi) ‘yeşil fazla ya da az’ demek daha doğrudur. Aynı şekilde (0, +) arasındaki değerler için de ‘kırmızı fazla ya da az’ demek daha doğru olur.

b* (Sarı/Mavi ekseni): b* değeri spot renkteki sarı/mavi oranını ya da zemin oluşturan trikromi renklerin içerisindeki sarılık/mavilik değerini gösterir. b* değeri 0’dan ‘-‘ değere gittikçe mavilik artar, ‘+’ değere gittikçe sarılık artar. Örneğin; referans alınan b* değeri (müşteri onaylı numunenin b* değeri) +20 ise, baskı sonucunda +20’den büyük çıkarsa ‘bu işin baskıdaki sarı oranı fazladır’ ya da (diğer bir ifadeyle) ‘mavi oranı azdır’ , +20’den küçük çıkarsa ‘baskıdaki mavi oranı fazladır’ ya da ‘sarı oranı azdır’denilir. b* değeri için (-, 0)arasındaki değerlerde ‘mavi fazla ya da az’ demek, (0,+) arasındaki değerler için de ‘sarı fazla ya da az’demek daha doğru olur.

Resim 3.22: CIE lab [15]

Belirli cihazların renk yelpazesine onun renk “gamut” u denir. CIE-renk modeli bu tip renk gamutunu tanımlamak için kullanılır.

Aralarında matbaa makinelerinin de yer aldığı çoğu aygıtın gamı, görünür renk spektrumunun sadece küçük bir kesiridir. Farklı aygıtların renk gamları genellikle kısmen örtüşür, ancak tamamen aynı olmaz; bu farklılıklar da genellikle aynı rengin farklı bağlamlarda değişik görünmesine neden olur. Bilgisayar uygulamaları, çıkış aygıtları arasında renk tutarlılığını sağlamak için renk yönetim sistemleri kullanılır. [2, 15, 16, 17]

Işık kaynağı

Belirli bir dalga boyuna sahip ışık, belirli bir renk anlamına gelir. Cam prizma beyaz ışığın içinde bulunan bütün dalga boylarını ayrıştırır ve spektrum formunda düzenler. Kırmızı en uzun dalga boyuna, mor ise en kısa dalga boyuna sahip ışıklardır. Görülebilir spektrumdaki her renk için bir spektrofotometrik ölçüm yapılırsa, spoktrofotometrik bir eğri elde edilir. Spektrofotometrik sözcüğü gerçekte eğrinin ne anlama geldiğinin kısaltılmışıdır. Spektro – spektrumfoto – ışık anlamındadır ve metrik’tin anlamı ise ölçmektir. Eğrinin basitçe anlamı spektrum boyunca ışığın ölçümüdür.

Spektrumdaki her renk farklı dalga boyundadır. Spektrumun en sonundaki mor rengin dalga boyu 400 nm ‘dir. Dalga boyu mavi, yeşil, sarı, turuncuya doğru artar ve en son kırmızı ile 700 nm’de son bulur.

Işık enerjisi saniyede 186 metre hızla haraket eder. Bu ise ışık her saniyede dünyanın çevresini 7,5 kere dolaşıyor demektir. Işık enerjisinin hızı cismin veya suyun içinden geçerken azalır ve her dalga boyu değişik açıda kırılır. Bunun sonucu olarak beyaz ışık spektrum renklerine ayrılır.

Farklı ışık kaynakları değişik renklerde farklı sonuçlar verirler ve rengin bozulmasına neden olurlar. Gün ışığı oldukça yüksek mavi enerjiye sahiptir. Buna karşın tungsten ışık kaynağı ise daha az mavi ve oldukça yüksek kırmızı enerjiye sahiptir. Floresan gün ışığı lambası yüksek mavi enerjiye ve düşük miktarda kırmızı enerjiye sahiptir.

Basılmış resimler tungsten ışığı, floresan ışığı ve civa buharlı lambalar gibi çok çeşitli ışık kaynakları altında incelenebilirler. Renk ayrımları ise bu sayılan ışık kaynaklarının bazılarına ek olarak xenon ve halojen lambalar kullanılarak yapılır [2].

Renk ısı derecesi

İsmini, termodinamikteki mutlak sıfır kavramını ilk kez gazlardan tüm maddelere uygulayan İskoç asıllı bilim adamı Lord Kelvin’den (1824–1907) alır.

Resim 3.23: CIE 1931 xy  [18]

Bir siyah gövdenin (black body) ısısı artırıldığında koyu bir kırmızıdan, kırmızıya, turuncuya, sarıya ve sonunda beyaza doğru bir değişim olmaktadır. Eğer madde daha fazla ısıtılırsa maviye döner.

Renk ısısı arttıkça ışık insanın gözüne daha mavi görünür.

Renk ısısı azaltıldıkça ışık daha kırmızı (veya sarımtırak) veya turuncu olarak gözükmektedir.

Bir ışık içindeki kırmızı, mavi, yeşil bölgeler arasındaki bir eşitliğin bulunduğu durumlarda ışık nötr dengeli bir ışık olarak adlandırılır. Gözlerimiz bu ışığı renksiz ve beyaz olarak görür.  Day light renkli filmler bol mavi ışığa sahip olan gün ışığına göre hazırlanarak üretilmiştir. [2, 18]

Işıkların renk sıcaklık değerleri Kelvinometre cihazı ile ölçülmelidir.

Işık Kaynaklarının Renk Isı Dereceleri;

Açık hava öğle vakti              12000 – 26000 °K

Metal Halide                          4300 – 6750 °K

Xenon Lamba                        5290 – 6000 °K

Karbon Ark                            5000 °K

Floresan                                  3000 – 6500 °K

Tungstern                               2650 – 3400 °K         

Renk Randımanı

Renk randımanı terimi; örneğin aydınlatmada kullanılan ışığın örnekteki renkler üzerindeki etkisinin, aynı örneği standart bir ışık kaynağı ile aydınlatıldığında, standart ışık kaynağının örnekteki renkler üzerindeki etkisi ile karşılaştırılmasıdır. Birçok ışık kaynağının (özellikle floresan lambalar) enerji dağılım eğrileri düzgün değildir, eğride birçok tepe vardır. Gözümüze direkt gelen, renk ısı dereceleri aynı fakat renk randımanları farklıdır. Farklı ışık kaynaklarından yayılan ışıklar aynı gibi görünür. Fakat, basılmış bir örneğe bu ışık kaynakları ile bakıldığında, ışık kaynaklarının enerji dağılım eğrilerindeki tepeler nedeniyle örnek üzerindeki renklerde farklılıklar görülecektir.

CIE (Commission Internationale de l’Eclairage) komisyonu renk randımanını ölçmek için bir test metodu belirlemiştir. Bu metod temelde Munsel renk kartlarının ölçülmesi istenen ışık kaynağı ile ve standart aydınlatma ile aydınlatılarak ölçülmesinden ibarettir. Ölçümler arasındaki fark sonucu verir. Optimal renk randımanı 100 olarak belirlenmiştir. [2]

En çok kullanılan Suni ışık kaynaklarının renk randımanı ölçüleri;

Tungstern telli ışık kaynakları            100

Xenon                                                93

Floresan                                             54 – 94

Metal Halde                                       62 – 88

Işık şiddeti ve çevrenin etkisi

Rengin algılanması (özellikle kırmızının) düşük aydınlatma düzeylerinde oldukça değişir. Normal görüş seviyelerinde ise zemin ve ton değişikliği olmayan sabit tramlı (örneğin %40’lık bölge) bölgelerde ışık şiddetinin çok fazla etkili olmayacağı söylenebilir.

Işık şiddetinin seviyesi resim baskılarda ve fotoğraflarda oldukça büyük rol oynar. Görüntünün kontraslığı ve doygunluğu ışık şiddetinin artması ile doğru orantılı olarak artar.

Renkli resimlerde çevrenin etkisi çok fazladır. Matbaacılıkta basılı resmin etrafında çoğunlukla beyaz kağıt vardır. Fotografide ise diaların gösterildiği oda karanlıktır, yani çevre siyahtır. Karanlık bir ortamda dia ile onun beyaz kağıt üzerine basılmış hali arasında karşılaştırma yaparken problemler ortaya çıkmaya başlar. Işık şiddetinde ve çevre şartlarında bazı değişiklikler yapılarak diaların baskı gibi gösterilmesi veya bunun tam tersi mümkündür [2].

Difüzyon (yayılma)

Baskılar genellikle kağıt üzerinde yapılır. Basılı materyale difüze edilmemiş bir ışık ile basıldığında, baskının görüntüsü ışığın konumuna ve bakan kişinin konumuna göre değişiklik gösterecektir. Çok parlak bir örnek söz konusu ise örneğe bakan kişinin konumu, örneğin görüntüsünün farklı olmasını sağlayabilir. Genel olarak renkli baskılar değerlendirilirken difüze ışık tercih edilmelidir [2].

sayfa 2 - 212
Matbaa Eğitim Merkezi Theme Plugin XHTML Eğitim ve Ögretim